ABD YPG’den Neden Uzaklaşıyor? Yüklenme tarihi 27 Ocak 202627 Ocak 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Son dönemde ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG/SDG hattına yönelik tutumunda belirgin bir değişim yaşanıyor. Asker sayısının azaltılması, bazı üslerin sessizce kapatılması, IŞİD tutuklularının Suriye’den Irak’a taşınması ve Washington’da “tam çekilme” ihtimalinin artık yüksek sesle konuşulması, bu değişimin sahadaki yansımalarıdır. Ancak bu süreci “ABD YPG’yi terk etti” şeklinde okumak hem kavramsal olarak hatalıdır hem de Türkiye açısından yanıltıcı bir iyimserliğe yol açabilir. Asıl doğru soru şudur: ABD YPG’den neden uzaklaşıyor ve bu uzaklaşma Türkiye için ne anlama geliyor? Öncelikle şunu teslim etmek gerekir: ABD ile YPG arasındaki ilişki hiçbir zaman stratejik bir müttefiklik zemini üzerinde kurulmadı. Bu ilişki, başından itibaren taktik, geçici ve maliyet hesabına dayalı bir ortaklıktı. IŞİD’le mücadele sürecinde YPG, Washington için sahada düşük maliyetli bir araç işlevi gördü. Ancak zamanla bu aracın ürettiği fayda azaldı; buna karşılık siyasi, askerî ve bölgesel maliyeti arttı. ABD’nin bugün yaptığı şey, bir “kopuş”tan ziyade yük devridir. Bu noktada tarihî bir parantez açmak gerekir. ABD dış politikası, özellikle Soğuk Savaş’tan bu yana, doğrudan askerî angajman yerine yerel aktörler üzerinden güç projeksiyonu üretmeyi tercih etmiştir. Bu yaklaşımın üç temel özelliği vardır: Amerikan asker kaybını ve kamuoyu baskısını minimize etmek, gerektiğinde hızla geri çekilebilmek ve sahadaki sorumluluğu hukuken muğlak bırakmak. Bu nedenle desteklenen yapılar hiçbir zaman gerçek anlamda “müttefik” olarak görülmez; onlar teknik olarak vekil aktörlerdir. 1970’lerde Irak Kürtlerinin bir gecede yalnız bırakılması, 1991 Körfez Savaşı sonrasında teşvik edilip korunmayan ayaklanmalar, 2017’de IKBY referandumu sırasında Washington’un mesafeli tutumu ve Vietnam ile Afganistan’daki ani çekilmeler, bu geleneğin farklı coğrafyalardaki örnekleridir. YPG’nin bugün karşı karşıya olduğu belirsizlik, bu sürekliliğin son halkasıdır. Türkiye açısından mesele tam da burada başlar. ABD’nin YPG’den uzaklaşması, ilk bakışta sınır güvenliği açısından olumlu bir gelişme gibi görülebilir. YPG’nin askerî ve siyasi hareket alanının daralması, Ankara’nın uzun süredir dile getirdiği güvenlik kaygılarının kısmen karşılık bulması anlamına gelir. Ancak devlet aklı, yalnızca mevcut tehdidin zayıflamasına değil, ortaya çıkacak boşluğa odaklanır. Birinci ve en güncel risk, IŞİD tutukluları meselesidir. ABD’nin bu dosyayı Suriye’den Irak’a taşıma eğilimi, Suriye’nin kuzeydoğusunda kurulan güvenlik düzeninin artık sürdürülemez olduğunu göstermektedir. Bu durum, hem Irak merkezli yeni güvenlik risklerini hem de sınır aşan istikrarsızlık ihtimallerini artırmaktadır. İkinci ve daha kritik risk ise Kuzey Irak’ın yeniden bölgesel güç mücadelelerinin sahnesi hâline gelmesidir. ABD’nin Suriye’den çekilirken yükü Irak’a devretmesi, İran tarafından dikkatle izlenmektedir. Son yıllarda Erbil ve çevresine yönelik İran kaynaklı füze ve İHA saldırıları, Tahran’ın Kuzey Irak’ı “dokunulmaz alan” olarak görmediğini zaten göstermiştir. IŞİD tutuklularının ve ABD etkisinin bu bölgeye taşınması, İran’ın yeni saldırılarını tetikleyebilecek bir gerekçe oluşturabilir. Bu ihtimal, Türkiye’nin hem sınır güvenliği hem de Irak’taki siyasi ve ekonomik kazanımları açısından ciddi bir risk başlığıdır. Üçüncü risk, ABD’nin sahadan tamamen çekilmeyip biçim değiştirerek kalmasıdır. Washington’un klasik yöntemi budur: askerî görünürlük azalır, ancak istihbarat, özel operasyonlar ve dolaylı etki kanalları devrede kalır. Bu nedenle “ABD gidiyor, mesele bitiyor” düşüncesi, Türkiye açısından en tehlikeli rehavettir. Sonuç olarak ABD’nin YPG’den uzaklaşması bir son değil, yeni bir safhadır. Bu safhanın Türkiye için fırsata mı yoksa riske mi dönüşeceği; Ankara’nın meseleyi yalnızca YPG ekseninde değil, bölgesel güç dengeleri, Irak–İran hattı ve tarihsel tecrübe ışığında okuyup okuyamayacağına bağlıdır. ABD’nin geleneği değişmez; önemli olan Türkiye’nin bu geleneği artık tereddütsüz şekilde tanıyor olmasıdır. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp