18 July 2026 Saturday

IMF Türkiye Raporunun Ötesindeki Gerçek

Uluslararası Para Fonu (IMF), Temmuz 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Güncellemesi’nde Türkiye’nin 2026 yılı büyüme beklentisini yılın ikinci kez aşağı yönlü revize etti. Ocak ayında %4,2 olarak öngörülen büyüme tahmini önce %3,4’e, ardından %2,9’a düşürüldü. Benzer şekilde OECD ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da Türkiye’nin büyüme beklentilerini aşağı yönlü güncelledi. Gerekçeler arasında sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep ve küresel belirsizlikler yer aldı.

Bu haberler kamuoyunda geniş yankı buldu.

Ancak bence asıl konuşmamız gereken konu bu değil.

Çünkü Türkiye’nin meselesi yalnızca büyüme oranının yüzde kaç olduğu değildir.

Asıl mesele, büyümenin niteliğidir.

Büyümek ile Kalkınmak Aynı Şey Değildir

Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüyebilir.

Sanayi üretimi artabilir.

İhracat rekorları kırılabilir.

Peki bütün bunlar vatandaşın cebine ne kadar yansıyor?

Asıl soru budur.

Bugün Türkiye’de büyüme rakamları ile toplumun hissettiği refah arasındaki makas giderek açılıyor.

Çünkü her büyüme, gerçek kalkınma anlamına gelmiyor.

İhracat Artıyor AmaNeden Zenginleşemiyoruz?

Türkiye uzun yıllardır ihracatını artırmaya çalışıyor.

Bu elbette olumlu bir gelişmedir.

Ancak gözden kaçan önemli bir gerçek var.

Türkiye’nin ihracatındaki yapısal sorun yalnızca miktarla ilgili değildir.

OECD’nin Trade in Value Added (TiVA) ülke notu, ihracat üretiminde ithal girdilerin hâlâ önemli bir paya sahip olduğunu göstermektedir. Aynı tablo, güncel dış ticaret verileriyle de doğrulanmaktadır.

2025 yılında Türkiye’nin ihracatı 273,4 milyar dolar, ithalatı ise 365,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiş; dış ticaret açığı 92 milyar doların üzerine çıkmıştır. İhracat artmasına rağmen ithalatın daha hızlı artması, üretim yapısındaki dışa bağımlılığın devam ettiğini göstermektedir.

Daha dikkat çekici olan ise ithalatın niteliğidir.

2025 yılında Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık %68,4’ünü ara malları oluşturmuştur.

Başka bir ifadeyle Türkiye’nin ithalatının yaklaşık üçte ikisi üretim sürecinde kullanılan girdilerden oluşmaktadır.

Bu durum, ihracat yapabilmek için dahi yüksek oranda dış kaynaklı ara malına ihtiyaç duyduğumuzu göstermektedir.

Türkiye’nin ihracat yapısı incelendiğinde bu tablo daha net görülmektedir.

Bir otomobil ihraç ediyoruz.

Motorunun kritik parçalarının önemli bölümü ithal…

Elektronik sistemleri ithal…

Çipleri ithal…

Özel alaşımlı çelik ithal…

Kimyasal hammaddelerin önemli bir kısmı ithal…

Sonuçta ihracat rakamı büyüyor.

Ancak ihracatın oluşturduğu katma değerin önemli bir bölümü yurt dışında kalıyor.

Ekonomi literatüründe buna ithalata bağımlı ihracat denilmektedir.

Yani ihracat yapabilmek için önce ithalat yapmak zorunda kalıyoruz.

Bu nedenle ihracat arttıkça ithalat da artıyor.

İthalat arttıkça cari açık büyüyor.

Cari açık büyüdükçe dış finansmana bağımlılık devam ediyor.

Kısacası büyüyoruz; ama kendi ayaklarımız üzerinde büyüyemiyoruz.

Raporların İşaret Ettiği Asıl Sorun

İşte IMF raporunun satır aralarında kalan gerçek tam da budur.

IMF büyüme oranını revize ediyor.

OECD enerji maliyetlerinden söz ediyor.

EBRD finansman şartlarını vurguluyor.

Bunların hepsi doğru.

Fakat bunların hiçbiri tek başına sorunun kaynağını açıklamıyor.

Sorun, üretim yapımızın hâlâ yüksek oranda dış girdiye bağımlı olmasıdır.

Ürettiğimiz ürünün içinde ne kadar yerli teknoloji var?

Ne kadar yerli makine var?

Ne kadar yerli yazılım var?

Ne kadar yerli hammadde var?

İşte gerçek zenginlik bu soruların cevabında gizlidir.

Kur yükseldiğinde maliyetler artıyor.

Maliyet arttığında enflasyon yükseliyor.

Enflasyon yükseldiğinde faiz yükseliyor.

Faiz yükseldiğinde yatırımlar yavaşlıyor.

Sonuçta ekonomi kendi içinde bir kısır döngüye giriyor.

Üstelik bu tablo yalnızca bugünün meselesi değildir.

Türkiye ekonomisi uzun yıllardır yüksek teknoloji üreten değil, büyük ölçüde ithal girdilere dayalı üretim yapan bir yapıyla büyümeye çalışmaktadır.

Bu nedenle büyüme rakamları artarken, aynı hızda refah artışı sağlanamamaktadır.

Peki Çözüm Ne?

Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha yüksek büyüme değildir.

Daha yüksek yerli katma değer üretmektir.

Daha fazla ihracat yapmak değil; ihracatın içinde yerli teknolojinin, yerli markanın ve yerli sanayinin payını artırmaktır.

Çünkü bir ülkeyi zenginleştiren, sattığı ürünün miktarı değil; o ürünün oluşturduğu değerin ne kadarını kendi ülkesinde bırakabildiğidir.

Bugün sanayimizin en önemli ihtiyacı, ara malı ithalatını azaltacak güçlü bir üretim hamlesidir.

  • Çip üretebilen,
  • Motor geliştirebilen,
  • Makinesini kendi yapan,
  • Yazılımını kendi geliştiren,
  • Petrokimya ürünlerini kendi üreten bir Türkiye…

İşte gerçek kalkınmanın yolu budur.

Bunun için de üreticiyi yüksek faiz altında ezmeyen, yatırımcısını uzun vadeli ve düşük maliyetli finansmanla destekleyen, Ar-Ge’yi ve teknolojiyi teşvik eden bir ekonomik anlayışa ihtiyaç vardır.

Milli Ekonomi Modeli Neden Farklıydı?

Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, tam da bu noktada diğer ekonomik yaklaşımlardan ayrılıyordu.

Bu model yalnızca büyümeyi değil, refahı hedefliyordu.

Yalnızca ihracatı değil, yerli üretimi esas alıyordu.

Yalnızca rakamları değil, vatandaşın alım gücünü merkeze koyuyordu.

Milli Ekonomi Modeli’ne göre güçlü ekonomi;

  • Üretimin ithalata bağımlılığını azaltan,
  • Yüksek katma değer oluşturan,
  • Stratejik sektörlerde kendi teknolojisini geliştiren,
  • Milli kaynaklarını kendi insanının refahı için kullanan,
  • Sosyal devleti güçlendiren bir ekonomi olmalıydı.

Çünkü gerçek bağımsızlık, yalnızca siyasi sınırları korumakla değil; ekonomik kararları da bağımsız alabilmekle mümkündür.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri de benzer bir anlayışla hareket ediyor.

ABD, çip ve yarı iletken üretimini yeniden ülkesine çekmek için milyarlarca dolarlık teşvik programları uyguluyor.

Avrupa Birliği kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltacak sanayi politikaları geliştiriyor.

Çin ise yüksek teknoloji, yapay zekâ ve ileri üretim teknolojilerine devasa yatırımlar yapıyor.

Yani dünya yeniden üretimi, teknolojiyi ve stratejik bağımsızlığı konuşuyor.

Türkiye’nin de günü kurtaran politikalar yerine, uzun vadeli üretim ve teknoloji odaklı bir kalkınma vizyonunu benimsemesi gerekiyor.

Sonuç

Bugün IMF büyüme tahminini düşürüyor.

OECD ekonomik risklere dikkat çekiyor.

EBRD finansman şartlarının büyümeyi sınırladığını ifade ediyor.

Bütün bu raporlar önemlidir.

Ancak hepsinin işaret ettiği ortak gerçek şudur:

Türkiye’nin sorunu yalnızca büyüme hızının düşmesi değil, büyümenin dış girdilere bağımlı olmasıdır.

Bu nedenle artık sadece “Ne kadar büyüdük?” sorusunu sormak yeterli değildir.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

“Ürettiğimiz zenginliğin ne kadarı bu milletin cebinde kalıyor?”

Çünkü Türkiye’nin sorunu ihracat yapamamak değil; ihracat yapabilmek için ithalat yapmak zorunda kalmaktır.

İthalata bağımlı bir büyüme modeli, rakamları büyütebilir; ancak milleti aynı ölçüde zenginleştiremez.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla ihracat değil; daha fazla yerli katma değerdir.

Çünkü ihracat tek başına zenginlik değildir. Zenginlik, üretilen değerin bu milletin cebinde kalmasıdır.

Gerçek kalkınma; ürettiği teknolojiyi, kullandığı makineyi, geliştirdiği markayı ve oluşturduğu katma değeri kendi ülkesinde bırakan ekonomilerin başarabileceği bir hedeftir.

Türkiye’nin ihtiyacı; ithalata bağımlılığı azaltan, üretimi ve teknolojiyi merkeze alan, yüksek katma değer oluşturan ve sosyal devleti güçlendiren milli bir kalkınma anlayışıdır.

Gerçek kalkınma; büyüme oranlarının yükseldiği gün değil, üretilen zenginliğin milletin refahına dönüştüğü gün başlayacaktır.


Kaynaklar

  1. International Monetary Fund (IMF). World Economic Outlook Update, July 2026.
  2. Reuters. IMF cuts Turkey’s 2026 growth view for second time this year. 8 July 2026.
  3. OECD. Trade in Value Added (TiVA) – Türkiye Country Note.
  4. OECD. OECD Economic Outlook, Volume 2026 Issue 1.
  5. T.C. Ticaret Bakanlığı. 2025 Yılı Dış Ticaret Değerlendirmesi.
  6. TÜİK. Dış Ticaret İstatistikleri, 2025 Yılı.
Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi