Türkiye Üretmeden Enflasyonu Yenebilir mi? Yüklenme tarihi 28 AÄŸustos 202627 AÄŸustos 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Türkiye ekonomisinin son birkaç yıldaki temel gündemi enflasyon. Para politikası sıkılaÅŸtırılıyor, iç talep soÄŸutulmaya çalışılıyor ve enflasyondaki gerileme ekonomi programının temel baÅŸarı ölçütlerinden biri olarak sunuluyor. Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,75 seviyesinde olması da dezenflasyon sürecinin devam ettiÄŸini gösteriyor. Ancak ekonomiye yalnızca enflasyon penceresinden bakmak bizi eksik bir sonuca götürebilir. Çünkü asıl soru ÅŸudur: Türkiye enflasyonu düşürürken üretimini de büyütebiliyor mu? Son dönemde açıklanan üç farklı veri, bu soruyu sormamızı zorunlu kılıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın Temmuz 2026 Türkiye İmalat PMI verisi bunlardan ilki. İmalat PMI (Purchasing Managers’ Index – Satın Alma Yöneticileri Endeksi) hazirandaki 47,1 seviyesinden temmuzda 47,7’ye yükseldi. İlk bakışta olumlu bir hareket var. Ancak PMI’da 50’nin altındaki deÄŸerlerin sektörde daralmaya iÅŸaret ettiÄŸini unutmamak gerekiyor. Daha önemlisi, Türkiye imalat sektöründeki faaliyet koÅŸullarında bozulma kesintisiz olarak 28’inci aya ulaÅŸmış durumda. Yeni sipariÅŸlerde de azalma sürüyor. Firmalar bu durumu zayıf piyasa koÅŸulları ve fiyat baskılarıyla iliÅŸkilendiriyor. Burada durup düşünmemiz gerekiyor. Bir ülke iki yıldan uzun süre imalat sektöründe zayıflama iÅŸaretleri veriyorsa bunu sadece konjonktürel bir problem olarak deÄŸerlendirmek ne kadar doÄŸru? İkinci veri TÜİK’ten geliyor. Haziran 2026’da sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 azaldı. Tek bir aylık sanayi üretimi verisinden büyük sonuçlar çıkarmak elbette doÄŸru olmaz. Ekonomik analizde dönemsel dalgalanmaları yapısal eÄŸilimlerden ayırmak gerekir. Fakat bu veriyi PMI ile birlikte deÄŸerlendirdiÄŸimizde ortaya çıkan tabloyu da görmezden gelemeyiz. Üçüncü gösterge ise İstanbul Ticaret Odası Stratejik AraÅŸtırmalar Merkezi’nin 21 AÄŸustos 2026 tarihli Haftalık Ekonomi Bülteni’nde yer alıyor. İmalat sanayinde mevsim etkilerinden arındırılmış kapasite kullanım oranı aÄŸustosta yüzde 73,5’e geriledi. Yatırım mallarında kapasite kullanımının da temmuza göre 1,5 puan azalarak yüzde 69,7’ye düşmesi özellikle dikkat çekici. Åžimdi bu üç veriyi yan yana koyalım: PMI 47,7. Sanayi üretimi yıllık yüzde 1,4 geriliyor. Kapasite kullanım oranı yüzde 73,5. Bunların her biri farklı metodolojiyle ölçülüyor ve aynı dönemi birebir temsil etmiyor. Dolayısıyla bunları tek bir göstergeymiÅŸ gibi deÄŸerlendirmek bilimsel olarak doÄŸru olmaz. Fakat üç farklı göstergenin de üretim cephesindeki kırılganlığa iÅŸaret etmesi üzerinde durulması gereken bir durumdur. Üstelik sorun yalnızca üretim miktarı deÄŸil. Üreticinin maliyet baskısı da devam ediyor. İTOSAM’ın aynı raporuna göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi temmuzda yıllık yüzde 29,67 arttı. Enerji grubundaki yıllık artış ise yüzde 77,63’e ulaÅŸtı. Enerji, finansman, işçilik ve ara malı maliyetleri yükselirken üreticiden daha fazla yatırım yapmasını, istihdam oluÅŸturmasını ve aynı zamanda fiyatlarını artırmamasını beklemek kolay deÄŸildir. Nitekim İstanbul Sanayi Odası BaÅŸkanı Erdal Bahçıvan’ın 5 AÄŸustos’ta yaptığı deÄŸerlendirmedeki bir ifade meselenin özünü ortaya koyuyor: Finansman zinciri kırılırsa üretim zinciri de durur. İSO’nun deÄŸerlendirmesinde geçici kredi paketlerinden ziyade sanayinin finansman mimarisinin yeniden kurulması gerektiÄŸi vurgulanıyor. Burada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir nokta var. Enflasyonla mücadele elbette gereklidir. Fiyat istikrarının olmadığı bir ekonomide uzun vadeli yatırım yapmak da gelir dağılımını korumak da mümkün deÄŸildir. Ancak enflasyonla mücadeleyi yalnızca talebi daraltmak, krediyi pahalılaÅŸtırmak ve tüketimi kısmak ÅŸeklinde kurgularsak baÅŸka bir sorunla karşılaÅŸabiliriz: Enflasyonu düşürmeye çalışırken üretim kapasitemizi de zayıflatabiliriz. Oysa enflasyon sadece talep meselesi deÄŸildir. Bir ekonomide arz yetersizse, enerji pahalıysa, üretici yüksek finansman maliyetleriyle karşılaşıyorsa, tarımsal üretim geriliyorsa ve sanayinin ithal girdilere bağımlılığı yüksekse fiyat artışlarının önemli bir maliyet tarafı da vardır. Dolayısıyla Türkiye’nin ihtiyacı sadece talebi azaltmak deÄŸil, arzı büyütmektir. Daha fazla fabrika çalışmalı. Mevcut fabrikalar daha yüksek kapasiteyle üretmeli. Çiftçi daha fazla üretmeli. Üretici uygun finansmana ulaÅŸabilmeli. Enerji ve temel girdilerde maliyetler aÅŸağı çekilmeli. Teknoloji ve katma deÄŸeri yüksek yatırımlar desteklenmeli. Böyle bir yaklaşım enflasyonla mücadeleyi terk etmek deÄŸildir. Tam tersine, enflasyonla mücadelenin üretim ayağını tamamlamaktır. Çünkü bir ülkenin refahını kalıcı biçimde artırmanın yolu sadece paranın miktarını yönetmekten deÄŸil, karşılığında üretilen mal ve hizmet miktarını artırmaktan geçer. Türkiye’nin önündeki asıl tercih de burada ortaya çıkıyor: Üretimi daraltarak mı fiyat istikrarı saÄŸlayacağız, yoksa üretimi büyüterek mi? Kanaatimce uzun vadede doÄŸru cevap ikincisidir. Türkiye’nin enflasyonu yenmesi gerekiyor. Ama bunu fabrikalarını yavaÅŸlatarak deÄŸil, fabrikalarını daha fazla çalıştırarak baÅŸarması gerekiyor. Kaynaklar İstanbul Sanayi Odası, Türkiye İmalat PMI Temmuz 2026 Raporu, 3 AÄŸustos 2026. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sanayi Üretim Endeksi, Haziran 2026, 10 AÄŸustos 2026. İstanbul Ticaret Odası Stratejik AraÅŸtırmalar Merkezi (İTOSAM), Haftalık Ekonomi Bülteni, 21 AÄŸustos 2026. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAÅžFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp