29 August 2026 Saturday

Yüksek Faizin Görünmeyen Faturası

Türkiye ekonomisinde son yılların temel hedefi enflasyonu yeniden kontrol altına almak. Bu hedefin gerekliliği konusunda ciddi bir tartışma yok. Yüksek enflasyon; ücretliyi, emekliyi, üreticiyi ve tasarruf sahibini aynı anda yıpratıyor. Dolayısıyla fiyat istikrarı sağlanmadan kalıcı ekonomik istikrardan söz etmek mümkün değil.

Ancak ekonomi politikasında yalnızca uygulanan ilacın etkisine değil, yan etkilerine de bakmak gerekir.

IMF’nin Şubat 2026’da yayımladığı Türkiye Madde IV raporu bu açıdan dikkat çekici. IMF, Türkiye’nin dezenflasyon programında önemli mesafe aldığını kabul ediyor. Rapora göre yıllık enflasyon Eylül 2024’te yüzde 49,4 iken Aralık 2025’te yüzde 30,9’a geriledi. IMF bu gelişmede mali disiplinin, gelir politikalarının ve sıkı para politikasının rolüne dikkat çekiyor.

Bunları görmezden gelmek doğru olmaz.

Fakat aynı raporun başka bir tespiti üzerinde daha fazla durmamız gerekiyor: IMF, izlenen kademeli dezenflasyon politikasının finansal sektör üzerinde yük oluşturduğunu ve verimlilik artışını yavaşlattığını da belirtiyor.

İşte tartışılması gereken nokta tam olarak burasıdır.

Enflasyonu Düşürürken Üretime Ne Oluyor?

Faiz yükseldiğinde kredi pahalılaşır. Kredi pahalılaştığında ise yalnızca tüketici kredileri veya kredi kartı harcamaları etkilenmez.

Sanayicinin makine yatırımı pahalılaşır. Esnafın işletme sermayesi pahalılaşır. Çiftçinin finansmanı pahalılaşır. Yeni yatırım yapmak isteyen girişimcinin önündeki maliyet yükselir.

Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler açısından sorun daha belirgin. IMF’nin Türkiye raporundaki veriler, KOBİ’lerin işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını oluşturduğunu ve istihdamın yüzde 70’inden fazlasını sağladığını gösteriyor. Buna karşılık KOBİ’lerin verimliliği büyük işletmelerden daha düşük ve finansmana erişimleri daha zor. Üstelik banka kredilerinden KOBİ’lere giden payın azaldığına da dikkat çekiliyor.

Türkiye gibi üretim yapısını büyük ölçüde KOBİ’ler üzerine kurmuş bir ülkede finansmana erişim yalnızca bankacılık meselesi değildir. Aynı zamanda üretim, istihdam ve kalkınma meselesidir.

IMF de uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman imkânlarının yetersizliğinin KOBİ’lerin büyümesini ve inovasyon kapasitesini sınırladığını ifade ediyor.

Dolayısıyla yüksek faizin görünmeyen faturası burada karşımıza çıkıyor:

Bugün yapılmayan yatırım, yarının üretim kapasitesi kaybıdır.

Bugün alınamayan makine, yarının verimlilik kaybıdır.

Bugün büyüyemeyen KOBİ, yarının istihdam kaybı olabilir.

OECD’nin Reçetesi Çözüm mü?

OECD’nin Haziran 2026 Ekonomik Görünüm raporu da Türkiye’deki sıkı finansal koşulların ekonomik faaliyet üzerindeki baskısına dikkat çekiyor. OECD, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,1 büyümesini beklerken yüksek enerji ve emtia fiyatlarıyla birlikte sıkı finansal koşulların iç talebi baskıladığını belirtiyor. Faizlerin ilerleyen dönemde gerilemesiyle tüketim ve yatırımların yeniden güçlenmesini bekliyor.

Ancak burada OECD ile ayrıştığımız önemli bir nokta var.

OECD, enflasyon beklentilerinin yüksekliğini gerekçe göstererek sıkı para politikasının sürdürülmesini öneriyor. Kanaatimce Türkiye açısından asıl sorgulanması gereken de bu yaklaşım.

Çünkü yüksek faiz yalnızca tüketimi kısmıyor; üreticinin finansman maliyetini yükseltiyor, yatırımı erteliyor, işletme sermayesine erişimi zorlaştırıyor ve özellikle KOBİ’leri krediye ulaşmakta güçlük çeken bir noktaya taşıyor.

Bir taraftan enflasyonu talebi daraltarak düşürmeye çalışırken diğer taraftan üretim kapasitesini zayıflatıyorsanız, orta ve uzun vadede arzı sınırlayarak yeni fiyat baskılarının oluşmasına da zemin hazırlayabilirsiniz.

Üretimi daraltarak enflasyonla mücadele etmek, Türkiye gibi üretim ve yatırım ihtiyacı yüksek bir ekonomi açısından sürdürülebilir bir çözüm değildir.

Bugün yüksek finansman maliyeti nedeniyle yapılmayan yatırım, yarın üretilmeyen mal demektir. Bugün küçülen işletmelerin bıraktığı üretim açığının yarın daha yüksek fiyatlar ve daha fazla ithalatla karşılanması gerekebilir.

Dolayısıyla asıl mesele yalnızca “Faiz ne zaman indirilecek?” sorusu değildir.

Asıl mesele, enflasyonla mücadeleyi neden üretimi artırmak yerine ağırlıklı olarak parayı pahalılaştırmak ve talebi kısmak üzerinden yürüttüğümüzdür.

Çözüm Üretimin Finansmanıdır

Türkiye’nin ihtiyacı ekonomiyi sürekli soğutmak değil; üretimi artırırken fiyat istikrarını sağlayabilecek bir ekonomi politikasıdır.

Tüketimi finanse eden krediyle üretimi, ihracatı, teknolojiyi ve yatırımı finanse eden krediyi aynı kefeye koyamayız.

Üretken yatırımların finansmanını koruyacak mekanizmalar geliştirilmeli; özellikle KOBİ’lerin uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişimi kolaylaştırılmalıdır. Yüksek katma değerli üretim, teknoloji, tarım ve stratejik sanayi yatırımlarına finansmanda öncelik verilmelidir.

Enerji meselesi de bunun ayrılmaz bir parçasıdır. IMF, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide kaydettiği ilerlemeye dikkat çekerken rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki payının yüzde 22’ye ulaştığını belirtiyor. OECD de yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasını enerji güvenliği ve maliyetler açısından önemli görüyor.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması yalnızca cari açığı düşürmez; üreticinin maliyetlerini azaltarak enflasyonla arz tarafından mücadele edilmesine de katkı sağlar.

IMF ve OECD raporlarını birlikte okuduğumuzda aslında önemli bir çelişkiyle karşılaşıyoruz: Bir taraftan sıkı finansal koşullar önerilirken diğer taraftan yatırımın, verimliliğin, KOBİ finansmanının ve üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Türkiye’nin artık faiz tartışmasını yalnızca “yüksek mi olsun, düşük mü olsun?” seviyesinden çıkarması gerekiyor.

Doğru soru şudur:

Finansal sistemi tüketimi ve spekülasyonu değil, üretimi finanse eden bir yapıya nasıl dönüştüreceğiz?

Yüksek faiz geçici olarak talebi bastırabilir. Fakat fabrika kurmaz, tarımsal üretimi artırmaz, enerji maliyetini düşürmez, teknoloji üretmez ve yeni üretim kapasitesi oluşturmaz.

Enflasyonla mücadele elbette edilmelidir. Ancak üretim ekonomisini zayıflatarak yürütülen bir mücadelenin uzun vadeli bedeli ağır olabilir.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı sadece daha düşük enflasyon değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla üretim, daha fazla yatırım, daha yüksek verimlilik ve vatandaşına daha fazla refah üreten bir ekonomidir.

Enflasyonun kalıcı çözümü de üretimi pahalılaştırmak değil, üretimi artırmaktır.

Kaynaklar

International Monetary Fund (IMF), Republic of Türkiye: 2025 Article IV Consultation – Staff Report, IMF Country Report No. 26/043, 13 Şubat 2026.

OECD, OECD Economic Outlook, Volume 2026 Issue 1 – Türkiye, 3 Haziran 2026.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi