Tencere Yine Galip Geldi: Trump İçin Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak Yüklenme tarihi 4 Kasım 20264 Kasım 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimler, yalnızca Kongredeki sandalye dağılımını değiştirmedi. Amerikan seçmeni, Başkan Donald Trump’a ekonomi ve dış politika konusunda dikkate alınması gereken bir mesaj verdi. Demokratlar hem Temsilciler Meclisinde hem de Senatoda çoğunluğu elde etti. Üstelik Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü olduğu Texas, Kansas ve Ohio gibi eyaletlerde de önemli kayıplar yaşandı. Seçim sonuçlarının arkasında birden fazla neden bulunuyor. Ancak bunların arasında iki konu özellikle öne çıkıyor: Hayat pahalılığı ve İran savaşı. Reuters’ın aktardığı seçim çıkış anketlerine göre seçmenlerin yaklaşık onda dokuzu hayat pahalılığını önemli bir mesele olarak değerlendirdi. Seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi ise yüksek fiyatlardan Trump’ı sorumlu tuttu. Demek ki mesele yalnızca Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki siyasi rekabet değil. Mesele, Amerikan vatandaşının mutfağına kadar uzanıyor. Tencere yine galip geldi. Trump’ın seçim sonrası sözleri ne anlatıyor? Seçimlerin ardından Trump’ın yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. Fox News’e verdiği röportajda Demokratları tebrik etti ve birçok konuda birlikte çalışabileceklerini söyledi. Ancak aynı açıklamalarda, uygun bulmadığı yasaları veto etmekten çekinmeyeceğini de vurguladı. Daha önemlisi, İran savaşının seçim sonuçlarında etkili olduğunu kabul etti. Trump, savaşın yenilgide payı bulunduğunu söylerken İran’a yönelik kararlarının doğru olduğunu savunmayı da sürdürdü. Bu iki yaklaşımı birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bir tarafta iç siyasette uzlaşma ihtiyacını kabul eden bir başkan, diğer tarafta dış politika kararlarından geri adım atmaya hazır olduğuna ilişkin açık bir işaret vermeyen aynı başkan var. Trump’ın sözlerinden İran politikasını değiştireceği sonucu çıkmıyor. Fakat Kongredeki yeni güç dengesi, bundan sonraki kararlarını eskisi kadar rahat uygulayamayacağını gösteriyor. Trump açıkça söylemese de Washington’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Amerikan tarihinde benzerleri yaşandı ABD tarihinde ara seçimlerde ağır yenilgi alan ilk başkan Trump değil. 1994’te Bill Clinton’ın Demokrat Partisi, Temsilciler Meclisinde 54 sandalye kaybetti. Cumhuriyetçiler 40 yıl sonra Mecliste çoğunluğu ele geçirdi. Clinton, bütçe krizleri ve hükümetin geçici olarak kapanması gibi ciddi yönetim sorunlarıyla karşılaştı. Ancak Cumhuriyetçilerle uzlaşma yolları arayarak görevini sürdürdü ve 1996’da yeniden başkan seçildi. 2010’da Barack Obama’nın partisi 64 sandalye kaybetti. Bu yenilgi, Obama’nın yasama faaliyetlerini önemli ölçüde sınırlandırdı. Bütçe ve borç tavanı tartışmaları Amerikan siyasetinin temel gündemlerinden biri hâline geldi. 2018’de ise Trump’ın ilk başkanlık döneminde Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde 42 sandalye kaybetti. Demokratların çoğunluğu ele geçirmesiyle Kongre denetimi arttı. Bir yıl sonra Trump hakkında azil süreci başlatıldı; ancak Senato tarafından görevden alınmadı. Bu örneklerin ortak sonucu açık: Ara seçim yenilgisi başkanı görevden düşürmez; fakat yönetim biçimini değiştirmeye zorlayabilir. Dış politika bakımından ise 1986 seçimleri ayrıca önemlidir. Ronald Reagan döneminde Demokratların Senatoda çoğunluğu kazanmasının ardından İran-Kontra skandalına ilişkin Kongre soruşturmaları yoğunlaşmış, yönetimin dış politika uygulamaları daha sıkı denetlenmiştir. Dolayısıyla Kongredeki değişimin yalnızca iç politikayla sınırlı kalacağını düşünmek doğru olmaz. Ekonominin gerçekleri siyasetin önüne geçti Trump, 2024’te yeniden başkan seçilirken enflasyonla mücadeleyi ve Amerikan ekonomisini güçlendirmeyi temel vaatleri arasında göstermişti. Ancak 2026 seçimlerinde yüksek fiyatlar, enerji maliyetleri ve İran savaşının ekonomik sonuçları seçmenin öncelikli şikâyetleri arasında yer aldı. İran’la yaşanan çatışmaların Hürmüz Boğazı ve enerji piyasaları üzerindeki etkileri, yalnızca Amerikan ekonomisini değil, petrol ithalatçısı birçok ülkeyi de ilgilendiriyor. Trump yönetimi şimdi daha güç bir ekonomik tabloyla karşı karşıya. Hayat pahalılığını azaltacak tedbirler almak, ticaret ve gümrük tarifesi politikalarının maliyetlerini değerlendirmek, enerji fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletmek ve bütçe konusunda Demokratlarla anlaşma aramak zorunda kalabilir. Bunların ne ölçüde başarılacağını bugünden söylemek mümkün değil. Ancak seçim sonuçları, ekonomik sorunların siyasi söylemlerle geçiştirilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Bir ülkenin vatandaşları mutfaktaki sıkıntıyı hissediyorsa, dış politikadaki başarı iddiaları tek başına yeterli olmayabiliyor. Hüseyin Baş’ın seçim öncesindeki uyarısı Seçimin yapıldığı 3 Kasım günü, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu. Trump’ın seçim yenilgisine uğrayacağını öngören Baş, bu sonucun Amerikan dış politikasını da etkileyebileceğini belirterek şu uyarıyı yaptı: “Daha saldırgan bir tutum izleyeceğini düşündüğümüz ABD dış politikasına karşın, ülkemizin bölgede barış ortamını sağlamaya yönelik gayretlerini artırmasını beklemekteyiz.” Baş, açıklamasında Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin Türkiye, bölge ve dünya açısından en sağlıklı yaklaşım olduğunu da vurguladı. Bu değerlendirme üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü seçim yenilgisine uğrayan bir yönetimin dış politikada mutlaka daha uzlaşmacı davranacağını varsayamayız. Trump’ın seçim sonrasındaki açıklamaları da bu ihtiyatlı yaklaşımın önemini gösteriyor. İç politikada Demokratlarla çalışabileceğini söylerken İran konusunda önceki kararlarını savunmaya devam etmesi, dış politikadaki belirsizliğin sürdüğüne işaret ediyor. Hüseyin Baş’ın uyarısı, seçim sonrasındaki gelişmelerle birlikte ele alındığında Türkiye’nin bölgesel barış girişimlerini artırması gerektiğine ilişkin önemli bir tartışma başlığı oluşturuyor. İran, Filistin ve Türkiye açısından yeni dönem ABD’deki siyasi değişimin Orta Doğu üzerindeki etkilerini yakından izlemek gerekiyor. İran savaşı, bölgesel güvenlik kadar enerji arzını, uluslararası ticareti ve dünya ekonomisini de etkiliyor. Filistin meselesi ise Amerikan dış politikasının uzun süredir en tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Kongrede Demokratların çoğunluğu elde etmesi, İsrail’e verilen askerî destek ve bölgedeki Amerikan operasyonlarının daha fazla sorgulanmasına imkân sağlayabilir. Ancak bunun otomatik olarak Filistin lehine bir politika değişikliğine dönüşeceğini söylemek için henüz yeterli veri yok. ABD’de Kongre çoğunluğu değişse bile başkanın önemli yürütme ve dış politika yetkileri devam ediyor. Bu nedenle Türkiye açısından mesele, Washington’daki gelişmeleri yalnızca bir seçim sonucu olarak değerlendirmek değil; İran, Filistin ve bölgesel güvenlik politikalarının nasıl şekilleneceğini dikkatle takip etmektir. Dikkatli, hem de çok dikkatli olmalıyız. Türkiye’nin çıkarı, bölgede yeni çatışmaların ortaya çıkmasında değil; diplomatik girişimlerin güçlenmesinde, egemenlik haklarına saygı gösterilmesinde ve kalıcı barışın sağlanmasındadır. Dünya için bir fırsata dönüşebilir mi? Amerikan seçmeninin hayat pahalılığına ve savaşın ekonomik maliyetlerine gösterdiği tepki, yalnızca ABD açısından değil, dünya siyaseti açısından da önem taşıyor. Trump yönetimi ekonomik sorunları hafifletmek amacıyla İran konusunda diplomasiye ağırlık verir, bölgesel gerilimleri azaltır ve uluslararası ticarette daha öngörülebilir kararlar alırsa bunun olumlu sonuçları ABD sınırlarının ötesine uzanabilir. Bu ihtimal, dünya barışı ve ekonomik istikrar açısından bir fırsat oluşturabilir. Ancak aynı seçim yenilgisinin daha sert bir dış politika söylemiyle karşılanması ihtimali de göz ardı edilmemeli. Tarih, her iki yaklaşımın da örneklerini barındırıyor. Sonuç olarak Trump’ın önünde yalnızca siyasi değil, ekonomik ve diplomatik tercihler de bulunuyor. Amerikan seçmeni, hayat pahalılığının ve savaşların maliyetinin sandıkta karşılıksız kalmayacağını gösterdi. Bundan sonra önemli olan, Washington’ın bu mesajı nasıl değerlendireceği. Tencere yine galip geldi. Şimdi mesele, bu sonucun yeni çatışmalara mı, yoksa daha fazla uzlaşmaya mı kapı aralayacağıdır. Belki de Amerikan seçmeninin verdiği bu mesaj, dünyanın selameti açısından olumlu bir dönemin başlangıcına katkıda bulunabilir. Bunun için ekonomik gerçeklerin ve barış ihtiyacının siyasi hesapların önüne geçmesi gerekiyor. Kaynakça 1. Reuters. (2026, 4 Kasım). Trump acknowledges role of Iran war in Democratic sweep in midterm elections. Trump’ın İran savaşının seçim sonuçlarına etkisini kabul ettiği açıklamaları. 2. Reuters. (2026, 4 Kasım). From Iran to trade: How the US midterms impact the rest of the world. Ara seçimlerin İran, uluslararası ticaret ve dış politika üzerindeki etkileri. 3. U.S. House of Representatives, Office of the Historian. Majority Changes in the House of Representatives, 1856 to Present. Clinton, Obama ve Trump dönemlerindeki ara seçim kayıplarına ilişkin resmî tarihsel veriler. 4. U.S. House of Representatives, Office of the Historian. Party Government Since 1857. Başkanlık ve Kongre çoğunluğunun farklı partilerde bulunduğu dönemlerin tarihsel kayıtları. 5. United States Senate, Senate Historical Office. About Impeachment: Impeachment Cases. Clinton ve Trump dâhil başkanların azil yargılamalarına ilişkin resmî kayıtlar. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp