9 February 2026 Monday

Bir Mumdan Güneşe: Viyana’dan Dünyaya Yükselen İktisadî Bir İtiraz

Viyana’da, TU Wien çatısı altında düzenlenen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yalnızca bir akademik toplantı olmanın ötesinde, küresel iktisat düzenine yöneltilen eleştirilerin yeniden ve güçlü biçimde dile getirildiği önemli bir düşünsel eşik olarak kayda geçmiştir. Dünyanın farklı coğrafyalarından gelen elli akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilen kongre, iki gün boyunca nitelikli, disiplinlerarası ve derinlikli tartışmalara sahne olmuştur.

Bu vesileyle, Milli Ekonomi Modeli’ni insanlığa yalnızca bir iktisat tezi değil, aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk perspektifi olarak sunan Prof. Dr. Haydar Baş, kongre boyunca rahmet, minnet ve saygıyla anılmıştır. Viyana’da yapılan sunumlar, önemli bir gerçeği açık biçimde ortaya koymuştur: Milli Ekonomi Modeli artık yalnızca Türkiye merkezli bir alternatif olarak değil; Avrupa’nın merkezinde, küresel iktisat literatürünün doğrudan tartışma alanında yer alan bir sistem önerisi olarak ele alınmaktadır. Özellikle Avrupa ülkelerinden katılımın önceki kongrelere kıyasla belirgin biçimde artmış olması, mevcut ekonomik düzenin Batı dünyasında dahi artan bir sorgulama sürecine girdiğinin dikkate değer bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Kongrenin kapanış konuşmasını yapan Hüseyin Baş, Milli Ekonomi Modeli’nin tarihsel ve teorik iddiasını vurgulayan kapsamlı bir değerlendirme sunmuştur. Baş, konuşmasında bu modelin mevcut krizlere uyum sağlamayı amaçlayan geçici bir yaklaşım olmadığını; aksine kriz üreten yapısal düzeni sorgulayan bütüncül bir perspektif sunduğunu ifade etmiştir. Bu çerçevede Milli Ekonomi Modeli’nin, ekonomide yüzeysel iyileştirmelerden ziyade yeni bir iktisadi düzen tasavvuru ortaya koyduğunu belirtmiştir.

Kaynak Kıt mı, Yoksa Bilinç mi Kısıtlanıyor?

Kongre boyunca farklı ülkelerden gelen akademisyenler, iktisat disiplininde uzun süredir sorgulanmadan kabul edilen temel varsayımları ele almıştır. Tartışmaların merkezinde şu soru yer almıştır: Sorun gerçekten kaynakların sınırlı olması mı, yoksa kaynaklara erişimi belirleyen ekonomik ve siyasal modeller mi?

“Kaynaklar Gerçekten Sınırlı mı?”

Bu tartışmayı derinleştiren isimlerden biri Azerbaycan’dan Prof. Dr. Rovshan Guliev olmuştur. Guliev, iktisat literatüründe neredeyse değişmez bir kabul hâline gelen “kaynaklar sınırlıdır” önermesini eleştirel bir bakışla değerlendirmiştir. Ona göre asıl mesele, kaynakların fiziksel varlığından ziyade, bu kaynaklara erişimin hangi mekanizmalarla ve kimler tarafından kontrol edildiğidir.

Guliev, kıtlık söylemi üzerinden şekillenen ekonomik düzenlerin, üretkenlikten çok toplumsal itaati besleyebildiğine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda yoksulluk ve açlık olgusunun, çoğu zaman doğal bir sonuç değil; belirli paylaşım ve erişim modellerinin ürünü olarak ortaya çıktığını vurgulamıştır. Dolayısıyla sorun, kaynağın kendisinde değil; erişim ve paylaşımın nasıl düzenlendiğinde yatmaktadır.

Küresel Kapitalizmin “Sosyal” İddiası

Avusturya’dan Prof. Dr. Harald Frey, küresel kapitalizmin sıklıkla dile getirdiği “sosyal piyasa ekonomisi” söylemini ampirik veriler üzerinden analiz etmiştir. Frey’e göre çok uluslu şirketlerin büyüme süreçleri, yalnızca ekonomik genişleme üretmemekte; aynı zamanda kaynakların yoğun biçimde tüketilmesine, çevresel ve toplumsal maliyetlerin dışsallaştırılmasına ve demokratik denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açmaktadır.

Frey ayrıca, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GDP) göstergesinin toplumsal refahı ölçmede yetersiz kaldığını vurgulamıştır. Ekonomik büyüme verileri artarken toplumların yaşam kalitesinin aynı ölçüde yükselmemesi, mevcut ölçüm araçlarının sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle Frey, insan refahını, sosyal dengeyi ve sürdürülebilirliği esas alan alternatif göstergelerin iktisat politikalarında daha merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini savunmuştur.

İnsan İhtiyaçları ve Kaynakların Niteliği

Özbekistan’dan Prof. Dr. Jamoliddin Kambarov Khimatillayevich, Milli Ekonomi Modeli’nin temel varsayımlarını akademik bir çerçevede ele almıştır. Khimatillayevich’e göre modelin ayırt edici yönü, insan ihtiyaçları ile kaynak kavramını net biçimde birbirinden ayırmasıdır.

Sunumunda, insan ihtiyaçlarının biyolojik ve sosyal sınırlar içinde tanımlanabilir olduğunu; buna karşılık kaynakların bilgi, emek ve teknolojiyle birlikte değerlendirildiğinde fonksiyonel olarak genişleyebileceğini ifade etmiştir. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, kıtlık merkezli korku söylemlerini değil; insanı ve bilgiyi merkeze alan üretim anlayışını esas almaktadır.

Viyana’dan Dünyaya Bir Not

2005 yılında yakılan bir fikrî kıvılcımın, aradan geçen yirmi bir yıl içinde küresel ölçekte tartışılan bir paradigma hâline gelmesi rastlantı değildir. Fikirler de tıpkı medeniyetler gibi zamanla olgunlaşır. Bugün Milli Ekonomi Modeli, yalnızca bir iktisat teorisi değil; insan merkezli, barış temelli ve adalet odaklı bir dünya tasavvurunun somut bir ifadesi olarak Viyana’da yeniden gündeme gelmiştir. Bu yönüyle, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin iktisadî zeminde karşılık bulduğu bir düşünsel çerçeve sunmaktadır.

Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, bir mum ışığının onu aşmaya yettiği bir kez daha görülmüştür.
Bugün Viyana’da ortaya çıkan tablo, meselenin yalnızca ekonomik göstergelerden ibaret olmadığını; esasen bir insanlık tasavvuru meselesi olduğunu göstermektedir.

Ne mutlu bizlere ki, bu fikrî yürüyüşe tanıklık ediyoruz.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi