Faiz Enflasyonu Düşürür mü? Maliyet Artışı ve Enflasyon İlişkisine Bakış Yüklenme tarihi 20 Mart 202620 Mart 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Bildiğiniz üzere, 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli (MEM) Kongresi’nde sunulan bildirileri merkeze alan yazı serimize devam ediyoruz. Bu yazımızda, Fas’tan Prof. Dr. Abdelbari El Khamlichi’nin faiz–maliyet–enflasyon ilişkisini ele aldığı sunumunu akademik bir perspektifle değerlendireceğiz. Söz konusu sunum, iktisat literatüründe uzun süredir tartışılan ve çoğu zaman “kaçınılmaz” kabul edilen bazı varsayımları sorgulaması bakımından dikkat çekicidir. Geleneksel iktisat yaklaşımı, enflasyonu büyük ölçüde talep yönlü dinamiklerle açıklama eğilimindedir. Bu çerçevede merkez bankalarının temel politika aracı olarak faiz oranlarını kullanması, fiyat istikrarını sağlama amacıyla gerekçelendirilir. Ancak Prof. Dr. El Khamlichi’nin sunumunda vurguladığı üzere, bu yaklaşım tek yönlü ve eksik bir okuma içermektedir. Özellikle son yıllarda küresel ölçekte gözlemlenen yüksek enflasyon–yüksek faiz birlikteliği, bu teorik çerçevenin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Sunumun temel iddiası, faizin yalnızca bir politika aracı değil, aynı zamanda doğrudan bir maliyet unsuru olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Üretim sürecinde kullanılan finansman kaynaklarının maliyeti arttıkça, bu artışın nihai ürün fiyatlarına yansıması kaçınılmazdır. Bu durum, klasik “faiz artışı enflasyonu düşürür” varsayımının tersine, faiz artışlarının maliyet enflasyonunu tetikleyebileceğini göstermektedir. Nitekim literatürde “cost-push inflation” olarak adlandırılan bu mekanizma, özellikle finansmana bağımlı sektörlerde daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. El Khamlichi, bu noktada yaklaşık bir asırlık iktisadi paradoksa dikkat çekmektedir: Enflasyonu kontrol altına almak amacıyla artırılan faiz oranları, üretim maliyetlerini yükselterek enflasyonu besleyen bir döngüye yol açabilmektedir. Bu durum, iktisat politikalarında kendi kendini besleyen bir maliyet sarmalının oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sorun yalnızca talep fazlası değil, aynı zamanda “pahalı para” olgusudur. Bu yaklaşım, Prof. Dr. Haydar Baş tarafından geliştirilen Milli Ekonomi Modeli ile önemli ölçüde örtüşmektedir. MEM, faizi ekonominin merkezine yerleştiren finansal mimarinin, üretim ve bölüşüm süreçlerinde yapısal bozulmalara yol açtığını savunur. Modele göre, faiz oranlarının yüksek olduğu bir ekonomide üretici kesim sürekli artan finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalır; bu da fiyatlar genel seviyesini yukarı yönlü baskılar. Dolayısıyla enflasyonun kaynağı yalnızca talep değil, bizzat finansman yapısının kendisidir. Bu bağlamda MEM’in önerdiği çözüm, maliyetleri düşüren ve üretimi teşvik eden adil bir finans mimarisi inşa etmektir. Faizin belirleyici olmadığı bir sistemde, üretici üzerindeki maliyet baskısı azalacak; bu durum hem fiyat istikrarına katkı sağlayacak hem de arz kapasitesinin genişlemesine imkân tanıyacaktır. Böylece ekonomi, maliyet sarmalından çıkarak daha dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilebilecektir. Sunumda dikkat çeken bir diğer husus, negatif faiz uygulamaları ve aşırı parasal genişleme politikalarının sistemsel bir tıkanmanın göstergesi olarak ele alınmasıdır. Özellikle Avrupa örneğinde görülen bu politikalar, klasik araçların yetersiz kaldığını ve mevcut paradigmanın sınırlarına ulaşıldığını göstermektedir. Bu noktada MEM’in sunduğu alternatif yaklaşım, yalnızca teorik bir öneri değil, aynı zamanda mevcut sistemin açmazlarına karşı geliştirilen bütüncül bir çözüm çerçevesi olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak, Prof. Dr. Abdelbari El Khamlichi’nin sunumu, faiz–maliyet–enflasyon ilişkisini yeniden düşünmeye davet eden güçlü bir akademik katkı sunmaktadır. Enflasyonun yalnızca talep kaynaklı olmadığı, finansman maliyetlerinin de belirleyici bir rol oynadığı gerçeği, iktisat politikalarının yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu perspektif, Milli Ekonomi Modeli’nin temel varsayımlarıyla uyumlu bir şekilde, ekonomik istikrarın anahtarının maliyetleri düşüren ve üretimi önceleyen bir sistemde yattığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla tartışma, yalnızca teknik bir politika tercihi meselesi değil; aynı zamanda ekonomik düzenin hangi temeller üzerine inşa edileceği sorusunu da beraberinde getirmektedir. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp