10 February 2026 Tuesday

GSYH Büyürken Refah Neden Geriliyor? Ölçüm Krizinin Tarihsel Arka Planı

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), modern iktisadın en güçlü göstergelerinden biri olarak yaklaşık bir asırdır kullanılmaktadır. Ulusal gelir muhasebesinin 1930’lu yıllarda kurumsallaşmasıyla birlikte GSYH, ekonomik performansın temel ölçütü hâline gelmiş; siyasal başarı anlatıları büyük ölçüde bu gösterge etrafında inşa edilmiştir. Ancak daha bu kavramın mimarlarından Simon Kuznets, GSYH’nin toplumsal refahı birebir yansıtamayacağı konusunda açık bir uyarıda bulunmuştur. Kuznets, ulusal gelirin “bir ulusun refahıyla kolayca karıştırılmaması gerektiğini” özellikle vurgulamıştır.

Buna rağmen II. Dünya Savaşı sonrasında hız kazanan kapitalist büyüme modeli, GSYH artışını neredeyse tek hedef hâline getirmiştir. Daha çok üretim, daha çok tüketim ve daha yüksek gelir; otomatik olarak daha iyi bir yaşam anlamına gelecektir varsayımı, uzun yıllar boyunca sorgulanmadan kabul edilmiştir. Ancak özellikle 1970’lerden itibaren biriken ampirik veriler, bu doğrusal ilişkinin zayıfladığını ve bazı durumlarda tamamen koptuğunu göstermeye başlamıştır.

Bu kırılmayı sistematik biçimde ortaya koyan çalışmalardan biri, iktisat literatüründe Easterlin Paradoksu olarak bilinir. Richard Easterlin’in araştırmaları, kişi başına düşen gelir belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra toplumun genel mutluluk ve yaşam memnuniyeti düzeyinin artmadığını ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle, GSYH büyümeye devam ederken insan refahı durağanlaşmakta; hatta bazı dönemlerde gerilemektedir.

Bu eleştiriler, özellikle 2008 küresel finans krizinden sonra daha görünür hâle gelmiştir. Nobel ödüllü iktisatçılar Joseph Stiglitz ve Amartya Sen öncülüğünde hazırlanan Ekonomik Performans ve Sosyal İlerlemenin Ölçülmesi Komisyonu Raporu, GSYH merkezli bakışın yapısal sorunlarını net biçimde ortaya koymuştur. Raporda, GSYH’nin üretim hacmini ölçtüğü; ancak gelir dağılımı, çevresel sürdürülebilirlik, sosyal güvenlik ve yaşam kalitesi gibi unsurları dışarıda bıraktığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, ekonomik büyüme ile toplumun genel refahı arasında giderek artan bir kopukluk oluşmaktadır.

Bu teorik çerçeve, İnsani Gelişme Endeksi (HDI) gibi alternatif göstergelerin neden geliştirildiğini de açıklamaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990’dan bu yana hesaplanan HDI; sağlık, eğitim ve gelir boyutlarını birlikte ele alarak, büyümenin insan hayatına nasıl yansıdığını ölçmeyi amaçlamaktadır. HDI’nin geliştirilmesi, açık biçimde “GSYH yeterli değildir” kabulüne dayanmaktadır.

Türkiye örneği, bu ayrışmayı somut biçimde göstermektedir. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de kişi başına düşen gelir artmış ve GSYH büyüme oranları siyasal söylemin merkezine yerleşmiştir. Ancak UNDP verileri, Türkiye’nin HDI artış hızının aynı dönemde sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır. Türkiye, 2022 verileriyle “çok yüksek insani gelişme” grubunda yer alsa da, bu ilerleme gelir artışına kıyasla oldukça yavaştır. Eğitim kalitesi, gelir dağılımı ve yaşam memnuniyeti gibi alanlarda yapısal sorunlar devam etmektedir.

Daha da dikkat çekici olan, barış ve toplumsal güvenlik göstergeleridir. Institute for Economics & Peace tarafından yayımlanan Global Peace Index (GPI) raporları, Türkiye’nin son yıllarda barış ve güvenlik sıralamasında gerilediğini göstermektedir. Bu durum, ekonomik büyümenin toplumsal huzur, güvenlik ve öngörülebilirlik üretmekte zorlandığını ortaya koymaktadır. Yani GSYH artarken, toplumsal refahın önemli bileşenleri zayıflamaktadır.

Bu noktada mesele, büyümenin kendisi değil; büyümenin nasıl, kim için ve hangi bedellerle gerçekleştiğidir. Kapitalist sistem, kâr ve verimlilik hedeflerini merkeze alırken; çevresel tahribatı, gelir eşitsizliğini ve sosyal maliyetleri ikincil hatta tali unsurlar olarak ele almaktadır. GSYH; trafik kazaları, çevre felaketleri, sağlık harcamalarındaki artış ve silahlanma yoluyla da yükselebilir. Ancak bu artışın insan refahını artırdığı söylenemez.

MEM GSYH Yerine Ne Öneriyor?

GSYH’nin insan refahını ölçmekte yetersiz kaldığı yönündeki eleştiriler, alternatif bir ölçüm ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş tarafından geliştirilen Milli Ekonomi Modeli (MEM), GSYH merkezli ölçüm anlayışına karşı farklı bir paradigma sunmaktadır. MEM, ekonomik başarıyı tek bir büyüme rakamına indirgemek yerine, insan hayatına doğrudan temas eden çok boyutlu göstergeler üzerinden değerlendirmeyi esas alır.

MEM’e göre temel mesele, ekonominin ne kadar büyüdüğü değil; bu büyümenin toplumun geneline nasıl yansıdığıdır. Bu nedenle model, ortalama gelir yerine medyan geliri, nominal artışlar yerine reel satın alma gücünü merkeze alır. Gelirin hangi kesimlerde yoğunlaştığı, zorunlu harcamalar sonrası hanelerin elinde kalan gerçek gelir ve alt gelir gruplarının yaşam koşulları, MEM’in temel refah göstergeleri arasında yer alır.

İstihdam da MEM’de niceliksel değil, niteliksel bir ölçüt olarak ele alınır. Kayıtlı, güvenceli ve süreklilik arz eden istihdam; düşük ücretli ve güvencesiz çalışmadan açık biçimde ayrıştırılır. Asgari geçim düzeyinin altında çalışan nüfus oranı ve istihdamın insan onuruna yakışır olup olmadığı, ekonomik performansın ayrılmaz parçalarıdır.

Modelin ayırt edici yönlerinden biri de sosyal devlet kapasitesini ölçüm alanına dâhil etmesidir. Sağlık ve eğitime erişimin kamusal niteliği, sosyal güvenlik sisteminin kapsayıcılığı ve kriz dönemlerinde devletin hane gelirini dengeleyebilme gücü, MEM’in refah değerlendirmesinde merkezi bir yer tutar. Ayrıca borçluluk meselesi, MEM’de refah aşınması olarak ele alınır. Borçla sürdürülen bir yaşam standardı, kalıcı refah değil; geciktirilmiş bir kriz olarak değerlendirilir.

Bu çerçevede Milli Ekonomi Modeli, GSYH’nin yerine yeni bir “sayı” önermekten ziyade, ölçüm mantığını değiştirmeyi hedeflemektedir. Ekonomik başarıyı üretim hacmiyle değil; adalet, güvenlik ve insanî gelişme üzerinden tanımlayan bu yaklaşım, günümüzde giderek derinleşen ölçüm krizine yapısal bir yanıt sunmaktadır.

Sonuç olarak bugün karşı karşıya olduğumuz sorun bir büyüme krizi değil; ölçüm ve anlamlandırma krizidir. GSYH büyüyebilir; ancak insan daha güvende, daha adil ve daha onurlu bir yaşam sürmüyorsa, bu büyümenin toplumsal karşılığı yoktur. Asıl soru şudur: Ekonomi kimin için büyümektedir?


Kullanılan Temel Kaynaklar

  • Kuznets, S. (1934). National Income, 1929–1932, NBER
  • Easterlin, R. (1974). Does Economic Growth Improve the Human Lot?
  • Stiglitz, J., Sen, A., Fitoussi, J.P. (2009). Report on the Measurement of Economic Performance and Social Progress
  • UNDP, Human Development Report 2023/24
  • Institute for Economics & Peace, Global Peace Index 2024–2025
Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi