30 Kasım 2025 Pazar

Tarihsel Adlar ve Güncel Talepler: Osmanlı’daki “Kürdistan” Tartışması Ne Anlama Geliyor?

Geçen hafta katıldığım tv programından bölümler yayınladığım youtube kanalındaki “Anadilde Eğitim Hakkı” videosunu izleyen bir sevgili dostumuz, bana ulaşarak bazı eleştirilerde bulundu. “Osmanlı’da da Kürdistan vardı”, “Kürtçe resmî dildi”, “özerk bir Kürt bölgesi mevcuttu”, “kendi işlerinde özerkti”, “Mesela Cizre’de Botan emirliği vardı” şeklinde ifadeler kullandı.

Bu iddialar, özellikle “ana dilde eğitim”, “kültürel özerklik”, “yerel yönetim reformu” gibi güncel siyasi taleplerle birlikte ele alındığında, konu artık tarih tartışmasının ötesinde bir devlet felsefesi tartışmasına dönüşüyor.

Bu nedenle konuyu bilimsel bir çerçevede ele almak şarttır:
Osmanlı’da gerçekten resmî bir Kürdistan bölgesi veya özerk bir Kürt devleti var mıydı?

Osmanlı’da “Kürdistan” ifadesi neydi?

Tarihsel belgeler incelendiğinde görüyoruz ki “Kürdistan” kelimesi Osmanlı’da modern anlamıyla bir idari bölgeyi değil, çoğunlukla coğrafî bir tanımı ifade ederdi.

Kaynaklar:

  • BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) Maliyeden Müdevver Defterler, No: 3551.
  • Evliya Çelebi Seyahatnâmesi (Cilt 4 ve 5).
  • Şerefhan Bitlisi, Şerefname (1597).
  • Martin van Bruinessen, Agha, Shaikh and State (1992).
  • Wadie Jwaideh, The Kurdish National Movement (2006).

Bu kaynaklarda “Kürdistan” kelimesi:

  1. Bir eyalet adı olarak yalnızca 1847–1867 arasında (20 yıl) kullanılmıştır.
  2. Daha önce veya sonra resmî idari bir yapı değildir.
  3. Çoğu Osmanlı belge ve haritalarında coğrafyayı tanımlamak için kullanılan yöresel bir addır.
  4. “Rum”, “Lazistan”, “Arabistan”, “Türkmeneli”, “Bozok”, “Teke”, “Karaman” gibi diğer bölge adlarıyla aynı kategoridedir.

Yani etnik siyasal özerklik değil, coğrafi tasnif söz konusudur.

Peki “özerk beylikler” var mıydı?

Evet, ama bunlar etnik özerklik değil; Osmanlı’nın klasik merkez–taşra yönetim modelinin bir parçasıydı.

Botan, Hakkâri, Bitlis, Soran gibi “beylikler”:

  • Devlete bağlı yarı özerk timar/dirlik yapılarıydı,
  • Etnik değil aşiret–aile temelli yönetiliyordu,
  • Aynı model Aydın’daki Menteşe, Karaman’daki Karamanoğulları, Trabzon’daki hazer bölgesi için de geçerliydi,
  • 1840’lardan sonra Tanzimat reformlarıyla tümü kaldırıldı.

Bu yapı, Fransız tarihçi Nikitin’in ifadesiyle:

“Kürt özerkliği değil, Osmanlı’nın esnek idari sistemidir.”
(Basim Muslih, Kurdish Nationalism, 1993)

Dolayısıyla bugün “Osmanlı Kürtlere özerklik verdi” iddiasının tarihsel temeli yoktur.

“Kürtçe resmî dil miydi?”

Hayır.

Osmanlı’da tek resmî dil Türkçeydi (Osmanlı Türkçesi).
Kürtçe:

  • Yerel mahkemelerde,
  • Aşiret içi yazışmalarda,
  • Bazı beyliklerde

sözlü kullanım alanı bulmuştur.
Bu kullanım, resmî dil statüsü anlamına gelmez.

Nitekim Tanzimat sonrası tüm idari yazışmaların Türkçe yapılması zorunlu hale getirilmiştir (BOA, İrade Dahiliye, 1850–1864).

Bugünkü taleplerle ne ilgisi var?

Tarihî terimlerin bugünkü politik taleplere referans yapılması doğru değildir.

Çünkü Osmanlı, millet sistemine göre yönetiliyordu; etnik değil dinî topluluklara göre ayrım yapıyordu:

  • Müslümanlar (Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez ayrımı yapmadan)
  • Gayrimüslim milletler (Rum, Ermeni, Yahudi)

Dolayısıyla bugün bazı çevrelerin:

  • “Özerklik vardı”,
  • “Resmî Kürdistan vardı”,
  • “Kürtçe resmî dildi”

gibi tezleri hem tarihsel olarak hatalıdır hem de güncel siyasi tartışmaların manipülatif bir parçası hâline getirilmektedir.

Bugün neden tekrar gündeme getiriliyor?

Çünkü bu söylemler, son dönemdeki kimlik temelli siyasetle paralel ilerliyor:

  • “Ana dilde eğitim” paketi,
  • “Federatif model” önerileri,
  • “Türk–Kürt–Arap kardeşliği” adı altında kimlik tanımının sulandırılması,
  • “Eşit yurttaşlık” kavramının gevşetilmiş üst kimlik için kullanılması.

Tüm bunlar, akademik literatürde “post-uniter devlet mühendisliği” olarak tanımlanan sürecin işaretleridir (Michael Mann, The Dark Side of Democracy, 2005).

Osmanlı tarihi burada yanlış yorumlanıp güncel siyasi taleplere meşruiyet kazandırmak için araçsallaştırılıyor.

Gerçek çözüm nedir?

Atatürk’ün Lozan’da çizdiği çerçeve bugün hâlâ en sağlam modeldir:

  • Tek egemenlik
  • Tek millet–tek vatandaşlık
  • Tek resmî dil
  • Üniter devlet

Atatürk’ün “Müslüman Türk kimliği”, etnik değil siyasi bir üst kimliktir.
Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez hepsini kapsar.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı tarihî yanlış okumalar değil, doğru bir devlet aklıdır.

Bu akıl şunu söyler:

“Geçmişin coğrafi terimlerini bugünün federasyon tartışmalarına malzeme yapamazsınız.”

Sonuç

Bugün “Osmanlı’da Kürdistan vardı” iddiası, tarihsel bağlamından koparıldığında yanlış bir okuma; politik zemine taşındığında ise üniter yapıyı hedef alan bir söylem hâline gelir.

Devlet geleneğimizin temel ilkesi nettir:

Etnik değil, siyasi birlik.
Coğrafi değil, milli kimlik.
Tarihsel terimler değil, anayasal gerçeklik.

Türkiye’nin geleceği, bu ilkelere sahip çıktığı sürece güvence altındadır.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi