Dizilerle Devlet Yönetimi Olmaz: İznik Ayini ve Tepki Yönetiminin Yeni Modeli Yüklenme tarihi 30 Kasım 202530 Kasım 2025 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Türkiye’de son dönemde yaşananlara baktığımızda, siyaset kurumunun toplumsal tepkileri doğrudan yönetmek yerine, kültürel ve popüler içerikler üzerinden yönlendirmeyi tercih ettiği görülüyor. İznik’te gerçekleşen ayin tartışması da bunun çarpıcı bir örneği olarak karşımızda duruyor. Papa XIV. Leo’nun, Haçlı Seferi çağrısının yıl dönümü olan 27 Kasım’da, yani son derece sembolik bir tarihte İznik’te ayin düzenlemesine izin verilmesi, meselenin sıradan bir dinî tören olmadığını açıkça göstermektedir. Bu tür ayinlerin Türkiye’de yapılabilmesi, ilgili bakanlıkların iznine tabidir. Yani süreç yürütme organının kontrolündedir. Tam da bu nedenle, MHP’nin ayinden ancak ‘olup bittikten sonra’ rahatsızlık ifade etmesi, haklı olarak tartışma yaratmıştır. Çünkü izin aşaması iktidarın elindedir; dolayısıyla iktidar ortağı bir partinin sonradan yüksek tonda tepki göstermesi, gerçek bir itirazdan çok “toplumu yatıştırmaya dönük bir pozisyon alış” görüntüsü vermektedir. Bu tablo, son yıllarda sıkça gördüğümüz bir modele işaret etmektedir: Karar iktidardan çıkıyor, Tepki ise MHP tarafından dillendiriliyor. Bu, MHP’nin muhalefete geçtiği anlamına gelmez; tam tersine: Toplumsal basıncı azaltmak, Kamu tepkisini emmek, İttifakın siyasal maliyetini dağıtmak için uygulanan stratejik bir rol paylaşımıdır. Tepkiye Panzehir Olarak “Dizi Önerisi” Neden Sorunlu? Papa’nın İznik ayinine karşılık MHP Genel Başkanı’nın Kuruluş Orhan dizisini önerdiğinin duyurulması, bu stratejinin popüler kültür boyutunu ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımın akademik ve siyasal açıdan birkaç temel problemi vardır: 1. Egemenlik hakları dizilerle korunmaz. Bir devletin egemenlik yetkisi,tarihî-kültürel sembollerle değil; hukuk, diplomasi ve ulusal çıkar aklıyla savunulur. Bir ayine karşı “dizi izleyin” çağrısı, meseleyi stratejik bir zeminden popüler kültür düzeyine indirger. 2. Kuruluş Orhan dizisi tarihsel gerçeklikle birebir örtüşmez. Akademik tarih literatürü açıktır:Osmanlı’nın kuruluş yıllarına dair birincil kaynaklar sınırlıdır. Bu nedenle bugün yayınlanan diziler, ister istemez dramatik kurguya, romantik milli anlatıya ve senaryoya dayanır. Eleştiriler ne diyor? Kronoloji çoğu zaman bozuluyor. Gerçek tarihî karakterler olduğundan farklı sunuluyor. Bazı sahneler “milli bilinç yükseltme” amacıyla abartılıyor. Kurgusal kahramanlıklarla bugünün siyasi gerilimleri örtülmeye çalışılıyor. Bu nedenle, tarihsel ve diplomatik bir meseleye popüler bir içerik önererek karşılık vermek, siyasal ciddiyetle bağdaşmaz. 3. Tepki yönetiminin popüler kültür aracılığıyla yapılması, stratejik alanı boşaltır. Siyasetin görevi: Kamuoyunu bilgilendirmek, Devlet politikasını izah etmek, Diplomatik sonuçları yönetmektir. Fakat burada tam tersine bir yöntem izlenmektedir: Toplumun öfkesi, gerçek politik zeminden uzaklaştırılıp kurgusal tatmin alanına çekilmektedir. FETÖ Dosyası: Asıl Uyarı Kimden Gelmişti? Bu tartışma, geçmişte yapılan kritik uyarıları da hatırlatmayı gerektiriyor. Bugün dinlerarası diyalog, ekümeniklik ve kimlik siyaseti tartışmaları yeniden gündeme gelirken; Prof. Dr. Haydar Baş’ın 2000’den önce Devlet Bahçeli’nin de içinde olduğu tüm siyasi aktörlere ve kanaat önderlerine sunduğu FETÖ raporları bir kez daha doğrulanmaktadır. Bu dosyalarda: FETÖ’nün dinlerarası diyalog üzerinden Türkiye’nin dinî zeminiyle nasıl oynadığı, Milli kimliği nasıl aşındırmaya çalıştığı, Devlet içinde nasıl örgütlendiği açıkça anlatılmıştı. O dönem bu uyarılar dikkate alınsaydı, bugün yaşadığımız birçok sorun engellenebilirdi. Ve gerçek şu: FETÖ bitti ama projeleri bitmedi.Aktörler değişti; yöntemler değişti; fakat hedef değişmedi. Sonuç: Gerçek Tepki Popüler Kültürle Değil, Devlet Aklıyla Verilir Bugün yaşananlar bize şunu gösteriyor: Türkiye çok katmanlı bir diplomatik ve ideolojik kuşatma altında. Bu nedenle: Egemenlik krizleri dizi tavsiyesiyle çözülemez. Millî hassasiyetler popüler kültürle yatıştırılamaz. İznik gibi sembolik manevralar, ancak devlet aklıyla karşılık bulur. Topluma karşı “iyi polis–kötü polis” oynamak, gerçek çözümü geciktirir. Türkiye’nin ihtiyacı: Tutarlı dış politika, Kararlı diplomasi, Lozan’ın ruhuna sahip çıkan millî çizgi, Popüler söylem değil, kurumsal devlet aklıdır. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp