Fransa Zengin, Peki Halkı? Ekonominin Unuttuğu İnsan Yüklenme tarihi 21 Ekim 202621 Ekim 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Paris’te iki ayrı hayat düşünelim. Bir tarafta dünyanın en pahalı mağazaları, milyarlarca avroluk şirketler, görkemli binalar ve Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri… Diğer tarafta kirasını hesaplayan bir çalışan, iş arayan bir üniversite mezunu ve markette alışveriş sepetini bütçesine göre küçülten bir emekli… Bu kişiler temsili. Fakat anlattıkları ekonomik çelişki gerçek. Fransa zengin bir ülke. Ancak bir ülkenin zengin olması, o ülkede yaşayan herkesin ekonomik güvence içinde olduğu anlamına gelmiyor. İşte bugünün dünyasında tartışılması gereken temel mesele budur: Devletin ve şirketlerin ekonomik büyüklüğü artarken insanın refahı neden aynı ölçüde artmıyor? Zenginlik Var, Gelecek Kaygısı da Var Eurostat verilerine göre Fransa’nın kamu borcu, 2026 yılının ilk çeyreğinde millî gelirinin %117,6’sına ulaştı. Euro Bölgesi ortalaması ise %88,9. Bu rakam, Fransa’nın güçlü ekonomisine rağmen önemli bir kamu borcu yükü taşıdığını gösteriyor. Avrupa Birliği’nde Ağustos 2026 itibarıyla genç işsizliği %15,4 düzeyindeydi. Yaklaşık 2 milyon 973 bin genç iş arıyordu. Bunlar Fransa’ya değil, Avrupa Birliği geneline ait veriler. Ancak gelişmiş ekonomilerde gençlerin karşılaştığı güçlükleri anlamak bakımından önemli. Barınma da başka bir sorun. Eurostat’a göre 2024 yılında Avrupa Birliği kentlerinde yaşayanların yaklaşık %10’u, kullanılabilir gelirlerinin %40’ından fazlasını konut giderlerine ayırdı. Demek ki mesele yalnız iş bulmak değil. Çalışırken geçinebilmek, ev kurabilmek ve geleceğe güvenle bakabilmek de gerekiyor. Bir ülkenin ekonomik gücüyle vatandaşının hayat standardı aynı şey değildir. Devlet Zenginleşirken İnsan Nerede? Ekonomi bilimi uzun yıllardır büyümeyi, yatırımları, ihracatı ve millî geliri ölçüyor. Bunların hepsi önemli göstergeler. Ancak millî gelir, bir ülkede üretilen toplam ekonomik değeri gösterir; bu değerin vatandaşlar arasında nasıl paylaşıldığını tek başına açıklamaz. Bir ekonomide üretim artabilir, şirketlerin piyasa değeri yükselebilir, buna rağmen bazı kesimlerin satın alma gücü zayıflayabilir. Nobel Ekonomi Ödüllü Amartya Sen’in kalkınma yaklaşımı da bu noktaya dikkat çeker: Kalkınma, yalnız gelirin artması değil, insanların sahip oldukları gerçek yaşam imkânlarının genişlemesidir. Türkiye açısından da aynı soruyu sormalıyız. Ekonomik büyüme vatandaşın sofrasına, gencin iş imkânına, emeklinin hayat standardına ne ölçüde yansıyor? Çünkü ekonomik başarının toplumsal karşılığı yoksa büyüme rakamları tek başına yeterli değildir. Hüseyin Baş’ın Fransa Üzerinden Verdiği Mesaj Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, 20 Ekim’deki açıklamasında Fransa’nın tarihsel birikimiyle bugünkü ekonomik sorunları arasında dikkat çekici bir bağlantı kurdu. 1789 Fransız Devrimi’nin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ideallerini hatırlattı. Ancak siyasi hakların kazanılmasının ekonomik adaleti kendiliğinden sağlamadığına dikkat çekti. Baş’ın açıklamasındaki şu cümle, tartışmanın özünü oluşturuyor: “Ekonomi sermayenin değil, insanın hizmetinde olmalı.” Bu yaklaşımda özgürlük, yalnız seçimlerde oy kullanabilmekten ibaret değil; eğitim alabilmek, çalışabilmek, barınabilmek ve insanca yaşayabilmekle de ilgili. Devletin görevi de yalnız ekonomik büyüklüğü artırmak değil, millî kaynakların toplumun refahına dönüşmesini sağlayacak şartları oluşturmaktır. Haydar Baş’ın Hayatındaki Temel Düstur: Önce İnsan Prof. Dr. Haydar Baş’ın düşünce dünyasında insanı merkeze alan yaklaşım önemli bir yer tutuyordu. Bu anlayış, onun geliştirdiği Milli Ekonomi Modeli’nde (National Economy Model) ekonomik bir çerçeveye dönüştü. Haydar Baş, kapitalist sistemin gelir dağılımı, tüketim yetersizliği ve sermaye yoğunlaşması gibi sorunlarına dikkat çekerek mevcut ekonomik düzenin yapısal bir çıkmaz içinde olduğunu savundu. Ona göre yalnız üretimi artırmak yeterli değildi. Üretilen mal ve hizmetleri satın alabilecek bir toplumun da bulunması gerekiyordu. Bu nedenle Milli Ekonomi Modeli, üretimin desteklenmesiyle tüketicinin satın alma gücünün artırılmasını birlikte ele alıyor. Sosyal devlet, millî kaynakların değerlendirilmesi, gelir dağılımı ve ekonomik bağımsızlık da modelin temel başlıkları arasında bulunuyor. Buradaki temel düşünce açık: İnsan ekonomi için değil, ekonomi insan için vardır. Viyana’dan Dünyaya: 11. Uluslararası Kongre Milli Ekonomi Modeli, yalnız Türkiye’de tartışılan bir öneri olarak kalmadı. İlki 2005 yılında İstanbul’da düzenlenen uluslararası kongrelerin on birincisi, 7–8 Şubat 2026’da Viyana Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongreye 21 ülkeden 50’den fazla akademisyen ve bilim insanı katıldı. Bu toplantılarda Milli Ekonomi Modeli’nin üretim, tüketim, para politikası, millî paralarla ticaret ve gelir dağılımına ilişkin önerileri ele alındı. Viyana Kongresi’nin kapanış konuşmasını da Hüseyin Baş yaptı. Bu kongreler, Haydar Baş’ın kapitalizme alternatif olarak geliştirdiği ekonomik yaklaşımın uluslararası düzeyde tartışılmasına zemin hazırladı. Modelin savunucuları, onu yalnız Türkiye için değil, küresel ekonomik sorunlar için de bir çözüm önerisi olarak görüyor. Elbette bu iddianın başarısı, önerilerin uygulanması ve sonuçlarının bilimsel olarak değerlendirilmesiyle ölçülebilir. Son Söz: Önce İnsan Fransa örneği bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Güçlü devlet kurumları, büyük şirketler ve yüksek millî gelir önemli olabilir. Fakat ekonomik düzenin nihai amacı, insanların daha güvenli ve insanca bir hayat sürdürebilmesi olmalıdır. Hüseyin Baş’ın Fransa üzerinden gündeme getirdiği tartışma ile Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli arasında bu noktada düşünsel bir süreklilik bulunuyor. Birinde bugünün ekonomik çelişkileri sorgulanıyor, diğerinde bu çelişkilere insan merkezli bir ekonomik sistem öneriliyor. Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnız sahip olduğu sermaye değil, vatandaşına sağlayabildiği refahtır. Çünkü devletin gücü, insanın hayatında karşılık bulduğu ölçüde anlam kazanır. Önce insan. Ekonominin başlangıç noktası da nihai amacı da bu olmalıdır. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp