Allah Tevekkül Edenleri Sever | Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi
3 Nisan 2025 PerÅŸembe

Allah Tevekkül Edenleri Sever

 

Herhangi bir iÅŸte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah (c.c.) ‘a bırakma olarak ifade edilir, tevekkül.

Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için taktir ettiÄŸinden baÅŸkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler” (Tevbe Suresi, 51)

Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuÅŸak davrandın. EÄŸer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. Ä°ÅŸ konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i Ä°mrân Suresi, 159)

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. EÄŸer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Âl-i Ä°mrân Suresi, 160)

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)  de “EÄŸer siz Allah ‘a hakkıyla tevekkül ederseniz, o sizi kuÅŸu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır.” (Ä°bn Mâce, Zühd 14) buyurmaktadır.

Kim Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter.” (Talâk Suresi, 31)

Mü’minler, ancak o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduÄŸunda o ayetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl Suresi, 2)

Yüce Allah(c.c), kudretini sebepler arkasında gizlemiÅŸtir. Âdetullah böyledir. Bizler ise bir iÅŸ sahibi, meslek sahibi olup da çalışıp kazanınca; benim malım, ben kazandım deriz. Yani bizim meslek sahibi olmamızın, bizim çalışmamızın sebep olduÄŸunu, esas nimetleri ve baÅŸarıyı verenin Allah(c.c.) olduÄŸunu unuturuz. Ä°ÅŸte o zaman nankörlük yapmış oluruz. Düşünsenize; bir çiftçi, gece gündüz çalışsa, tohumunu ekse, aÄŸacını budasa, iyi mahsul almak için gerekli tüm bakımları yapmış olsa da; Yüce Allah’ın vereceÄŸi bir doÄŸal afet sonrası düzgün mahsul alabilmesi mümkün müdür? El cevap hayır! Demek ki, ekmek, biçmek, kısaca çalışmak ancak sebeplere sarılmaktır. Ama esas olan bu mahsulü, rızkı, çiftçiye veren; bu sebeplerin arkasında kendini gizleyen Allah(c.c.)’tır.

Sana gelen her iyilik, Allah’ın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir. Hepsini yaratan Allahü teâlâdır.” (Nisa Suresi, 79)

Sebeplerle, sonuç iliÅŸkisini iyi analiz etmemiz gerekir. Sonuç almak için, çalışmak ÅŸarttır, yani sebeplere sarılmak. Ama unutmayalım ki; sonuç Yaratandandır. Demek ki tevekkülü ihmal etmemeli, sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden deÄŸil, sebepleri de yaratandan yani Allah (c.c.)’tan beklemeliyiz.

Bir de tevekküle başka açıdan bakalım. Diyelim ki; bir odadayız ve bu odanın tek bir çıkış kapısı var.  Amaç bu odadan dışarı çıkmak ise; bu kapıyı açmamız şarttır. İşte tüm sebepler istenilen şeye kavuşmak için, bu kapı gibi yaratılmıştır. Bir sonucun ortaya çıkması için sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmayı istemeye ya da odanın duvarlarının yıkılmasını beklemeye benzer ki; bu, akla ve mantığa uygun değildir.

İlmi gerekçelerle, söz konusu bir hastalıkta kullanılması kural halini almış bir ilacı, hastalığa yakalanınca kullanmayıp, iyileşmeyi beklemek tevekkül değil, adeta intihardır. Unutmayalım ki; Allah (c.c.) bizler için tüm ihtiyaçlarımızı yaratmıştır; ama bunlara kavuşmak için de sebepler kapısını yaratmıştır. Bize düşen bu kapıları bulmak ve açmaktır. Yani verdiğimiz örnek üzerinde düşünürsek; yapmamız gereken, hasta olduğumuzda, ilmi kanıtlarla ispatlanmış olan tedaviyi uygulayarak sebep kapısını açmak ve sonucu, yani şifayı Allah(c.c.) dan beklemektir.  

Tevekkül, Yüce Yaratanın lütuf ve ihsanının sonsuz olduğuna iman etmekle ancak olur. Bu hâl, kalbin vekile itimat etmesi, güvenmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir. Böyle bir insan dünya malına gönül bağlamaz. Dünya işlerinin bozulmasından dolayı üzülmez, bilir ki Allah (c.c.) rızka kefildir. Rızkından endişe etmez.

Büyük velilerden Şakik Belhi (VIII. yyıl) bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin şakır şakır oynadığına şahit olur. Yanına yaklaşır ve sorar:

– Herkes kıtlıkla, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun? Köle cevap verir:

– Herkesten bana ne? Benim için bir tehlike söz konusu deÄŸil. Benim efendimin 7-8 tane köyü var, her ihtiyacımız o köylerden saÄŸlanıyor.

Bu açıklama Åžakik’i adeta bir ÅŸamar gibi sarsar. Çünkü kendisi de kıtlıktan dolayı endiÅŸe içindeydi. Ama köle onu uyandırmıştı ve kendi kendine şöyle der:

– Hey Åžakik kendine gel! Åžu köle nihayet bir insan olan efendisine bunca güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Sen ki bütün canlıların rızkını garanti eden Allah’a inanıyor, tevekkül ediyorsun, Bu nice tevekküldür ki rızık endiÅŸesi içindesin?

Bizden istenen aslında tevekkül ve sebepler arasındaki dengeyi saÄŸlayabilmektir. Sebeplere yapışmak tevekküle zıt deÄŸildir.  Sebeplerin sonuçlarını Allah (c.c) ‘dan bekleyerek, tecrübe edilmiÅŸ sebepleri kullanmaktır bizden istenen. Burada yanlış olan; hayâli sebepleri kullanmak ya da sebepleri kullanmadan sonuç beklemektir.

Kulun, kendine emredilen ibadet ve taatleri yerine getirmesi ve sonrasında Allah(c.c) ‘un azabından korkması ve merhametinden de ümitli olması gerekir. Allahü teâlânın keremine, ihsanına güvenmek ve emrolunan ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden sakınmak. Bizden istenen kulluk ve tevekkül budur.

Tevekkülle beraber çalışmak ve çalışmada da azim ÅŸarttır. Çalışacağız, azmedeceÄŸiz ve güveneceÄŸiz. Böylece tevekkül, bir zaafiyet deÄŸil, kuvvet doÄŸurur. Nasıl mı? Bu inanç, baÅŸlanılan bir iÅŸte baÅŸaramamak korkusunu giderir. Ä°nsanın elinden geleni yaptığına inanması ve sonucu Allah (c.c.) dan beklemesi ona güç verir, baÅŸarma inancını artırır. SaÄŸlanan koÅŸullarla baÅŸarı yüzdesi artacaktır. Sadece baÅŸarı ihtimalimiz artmayacak, netice ne olursa olsun kazanan taraf olacağızdır. Herhangi bir iÅŸte her türlü meÅŸru yola baÅŸvurmamıza raÄŸmen baÅŸarıya ulaÅŸamazsak, üzülmemeli ve bu sonucun, Allahü teâlânın bizler için münasip gördüğü bir husus olduÄŸunu kabul ederek kaderimize razı olmalıyız. Tevekkül eden Müslüman bilir ki; sonuç ne olursa olsun kendisi için hayırlı olandır. Ehli tevekkül inanır ki; “hayır zannettiÄŸimiz ÅŸeylerde ÅŸer, ÅŸer zannettiÄŸimiz ÅŸeylerde ise hayır vardır.” (Bakara Suresi, 216 )  Bu da iç huzurumuzu saÄŸlayacaktır.

Ancak insanın sahip olduğu hırs ve acelecilik bazen söz konusu olaylarda yaşanması gereken doğal sürece gereksiz yere müdahale etmesine yol açar ve böylece çoğu kez şerre doğru yol alırız. Bir an evvel zengin olmak isteği, anlık istek ve hırslarla yapılan girişimler bizi hep sonu hüsran olan noktalara götürür. Biz bazen ihmal etsek de; aslında Cenâbı Allah tevekkül edenleri, dünyada da ahirette de kurtuluş ve mutluluğa erdireceğini buyurmuştur.

 “Allah, iman edenlerin Veli’sidir.” (Âl-i Ä°mrân Suresi, 122)

Unutmayalım ki; tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, “Allah’ın dediÄŸi olur” diyerek kenara çekilmek deÄŸildir. Gelin, bir karar alalım: Yapacağımız iÅŸlerde tüm zâhirî sebeplere sarılalım, alınması gereken tedbirleri alalım, çalışıp çabalayalım, ama gönlümüzü sebeplere baÄŸlamayıp; sadece ve sadece Allah(c.c.)’a dayanalım. Neticenin, bizim için hayırlı olan olduÄŸuna emin olalım.

Ya Rabbi! Hakkımızda her zaman hayırlı olanı ver ve verdiğini de kalbimize sevdir.

Dr. Ali Bestami Kepekçi /  16.03.2014

 

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

197 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi