27 February 2026 Friday

Borç, Kur ve Kırılganlık: Krizlerin Matematiği ve Milli Ekonomi Modeli

Viyana’da gerçekleştirilen 11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde yapılan sunumlardan biri, küresel kriz dinamiklerini istatistiksel veriler üzerinden analiz eden dikkat çekici bir çalışmaydı. Hindistan’dan Vineeeta Kumari’nin sunduğu ampirik bulgular, aslında uzun süredir tartışılan fakat çoğu zaman ideolojik tartışmaların gölgesinde kalan bir gerçeği yeniden görünür kıldı: Borç temelli büyüme modeli, krizleri istisna değil, yapısal sonuç olarak üretmektedir.

Sunumun başlığı “Empirical Findings” idi; ancak içerik, yalnızca teknik bir ekonometrik değerlendirme değil, aynı zamanda sistemin zayıf halkalarını ortaya koyan bir kriz anatomisiydi.

Dış Borç Stoku: Anlamlı Bir Uyarı

Çalışmanın ilk bulgusu nettir: Dış borç stoku ile kriz olasılığı arasında pozitif ve yüksek derecede anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu yalnızca korelasyon değil, güçlü istatistiksel testlerle desteklenen bir sonuçtur.

Ekonomik büyümenin dış finansmana bağımlı kurgulandığı modellerde, ülke ekonomisi küresel likidite döngülerine açık hâle gelir. Küresel faiz artışı, risk iştahındaki düşüş ya da jeopolitik bir gerilim; borçla büyüyen ekonomiyi hızla savunmasız bırakır. Böyle bir yapıda kriz, dışsal bir şok değil; içsel bir kırılganlığın tetiklenmesidir.

Borç Servis Yükü: Sessiz Kriz Mekanizması

İkinci bulgu daha çarpıcıdır: Borç servis yükü, krizlerin güçlü tetikleyicisidir.

Borç stokunun kendisi kadar, onun çevrilme maliyeti de önemlidir. Faiz ve anapara geri ödemeleri bütçenin ve cari dengenin üzerinde baskı oluşturduğunda, ekonomi adeta kendi gelirini geleceğe rehin verir. Bu durum, maliye politikasının manevra alanını daraltır ve ekonomik şoklara karşı tampon kapasitesini zayıflatır.

Borçla büyüyen modelde, kamu harcamaları ve yatırımlar dahi sürdürülebilir üretim artışı yerine borç çevrimini finanse etmeye yönelir. Kriz böylece geciktirilir ama önlenmez.

Reel Kurun Aşırı Değerlenmesi: Görünmeyen Risk

Üçüncü bulgu, reel döviz kurunun aşırı değerlenmesinin kriz riskini artırdığı yönündedir. Reel kurun yapay biçimde güçlü tutulması, ithalatı teşvik ederken ihracatı baskılar. Kısa vadede enflasyon kontrolü sağlanmış gibi görünse de uzun vadede üretim yapısı zayıflar.

Aşırı değerli kur, ülkeye sıcak para girişini artırabilir; ancak bu giriş, kalıcı yatırım değil, spekülatif hareket niteliğindedir. Küresel koşullar değiştiğinde ise ani çıkışlar finansal dalgalanmayı büyütür.

Bu durum, kur politikasının yalnızca fiyat istikrarı değil, üretim yapısı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Kısa Vadeli Borç / Rezerv Oranı: Kırılganlığın Ölçüsü

Sunumun dördüncü bulgusu, kısa vadeli borçların rezervlere oranının finansal kırılganlığı yükselttiğini ortaya koyuyor. Bu oran yükseldikçe, ülkenin ani sermaye çıkışlarına karşı savunma kapasitesi azalır.

Rezervler, finansal sistemin sigortasıdır. Ancak borçların vadesi kısaldıkça ve rezervlerin üzerinde bir yük oluştuğunda, güven erozyonu hızlanır. Piyasa beklentileri bozulduğunda ise kriz kendi kendini gerçekleştiren bir sürece dönüşür.

Borca Dayalı Büyüme: Yapısal Bir Çıkmaz

Sunumun sonunda vurgulanan nokta nettir: Sonuçlar istatistiksel olarak güçlüdür. Yani mesele ideolojik bir tartışma değil; veriyle desteklenen bir sistem eleştirisidir.

Borç temelli büyüme modeli, ilk aşamada hızlı genişleme üretir. Ancak bu genişleme, üretim kapasitesinin tabana yayılmasıyla değil; finansal kaldıraçla sağlanır. Dolayısıyla büyüme sürdürülebilir değil, konjonktüreldir.

Kriz bu nedenle sürpriz değildir; modelin iç mantığının sonucudur.

Milli Ekonomi Modeli’nin Ayrışma Noktası

Tam da bu noktada Milli Ekonomi Modeli (MEM) devreye girer. MEM’in temel yaklaşımı, büyümeyi dış finansman bağımlılığı üzerinden değil; iç talep ve üretim dinamiği üzerinden kurgulamaktır.

Borçlanma merkezli genişleme yerine, gelir dağılımını tabana yayarak iç pazarın güçlendirilmesi hedeflenir. Böylece üretim, finansal şoklara bağımlı olmadan genişleyebilir.

Vineeeta Kumari’nin ampirik çalışması, aslında teorik olarak ifade edilen bu yaklaşımın kriz literatürü tarafından da doğrulandığını göstermektedir. Eğer dış borç, kur aşırı değerlenmesi ve kısa vadeli finansman kırılganlık üretiyorsa; çözüm, büyümenin finansal kaldıraçtan değil, üretim ve talep bütünlüğünden beslenmesidir.

Sonuç olarak Viyana’daki sunum, yalnızca bir akademik değerlendirme değil; borca dayalı büyüme modelinin sınırlarını gösteren güçlü bir veri setiydi.

Ve şu soru artık daha net sorulmalıdır:
Büyüme, finansal genişleme ile mi sağlanacak; yoksa üretim ve iç dinamizm üzerinden mi inşa edilecek?

Cevap, krizlerin sıklığını değil; refahın kalıcılığını belirleyecektir.

 

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi