Büyük Resim: BOP’tan İznik Ayinine Uzanan Sessiz Kuşatma Yüklenme tarihi 29 Kasım 202529 Kasım 2025 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Türkiye bugün, birbirinden bağımsız gibi görünen pek çok başlığın aynı hedefe yöneldiği kritik bir dönemden geçiyor: BOP, dinlerarası diyalog, ekümeniklik tartışmaları, Heybeliada Ruhban Okulu, kimlik odaklı anayasa önerileri ve İmralı merkezli süreçler…Bu konular tesadüfî gelişmeler değil; Türkiye’nin üniter yapısı, milli kimliği ve devlet geleneği üzerinde yürütülen daha geniş kapsamlı bir jeopolitik mühendisliğin güncel yansımalarıdır. Peki bütün bu gelişmeler bir araya geldiğinde ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? İznik’teki Ayin ve Sembolik Bir Tarih: 27 Kasım Papa XIV. Leo’nun geçtiğimiz günlerde İznik’te düzenlediği ayin, bazı çevrelerce “rutin bir dini faaliyet” gibi sunuldu.Ancak tarih bilgisi olan biri için bu tarihin önemi açıktır: ➡ 27 Kasım 1095’te Papa II. Urban, Clermont Konsili’nde Haçlı Seferlerinin ilanını başlatmıştır. Aradan tam bin yıl geçtikten sonra, aynı gün İznik’te ayin düzenlenmesi sembolik bir mesaj niteliği taşımaktadır. İznik, Hristiyanlık için kurucu merkezlerden biridir; ekümeniklik iddialarının tarihsel zeminidir.Dolayısıyla bu törenin, yalnızca bir dini ritüel değil, jeopolitik bir hatırlatma olduğuna dikkat çekmek gerekir. Bu soru kaçınılmazdır: “Bu tarihsel göndermeler tesadüf olabilir mi?” Dinlerarası Diyalog: Aktörler Değişti, Proje Aynı 2000’li yıllarda dinlerarası diyalog projesi Türkiye’de en görünür biçimde FETÖ üzerinden yürütüldü.Vatikan ziyaretleri, “3 hak din” söylemi, ilahiyat müfredatına müdahaleler, misyonerlik faaliyetlerine verilen destek…Hepsi planlı hamlelerdi. Bugün FETÖ tasfiye edilmiş görünse de aynı söylemlerin farklı aktörlerle yeniden dolaşıma sokulduğu görülmektedir. Şu nedenle önemlidir: “FETÖ bitti ama dinî ve kültürel melezleşmeyi amaçlayan projeler devam ediyor mu?” Heybeliada, Ekümeniklik ve Lozan’ın Çizdiği Çerçeve Lozan, Fener Rum Patrikhanesi’nin “siyasi otoritesi olmayan, sadece Türkiye’deki Rum Ortodoks topluluğuna hitap eden ruhani bir kurum” olduğunu hükme bağladı.Bugün ise: Ekümeniklik iddiaları yeniden gündeme geliyor, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması tartışılıyor, Sembolik mekânlarda sembolik tarihlerde ayinler yapılıyor. Bu hareketlerin, Türkiye’nin Lozan’da elde ettiği statüyü aşındırma amacı taşıyıp taşımadığı sorgulanmalıdır. BOP’un Güncellenmiş Versiyonu mu? ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” üç temel üzerine kuruluydu: Ülkeleri etnik ve mezhepsel parçalara ayırmak, Federatif yapılarla gevşek devlet modelleri oluşturmak, Merkezî devletleri zayıflatmak. Bugün Türkiye’de eş zamanlı olarak dolaşıma giren şu kavramlar: “eşit yurttaşlık paketleri”, “ana dilde eğitim”, “kültürel özerklik”, “kimlik paketleri”, “Arap–Kürt–Türk ittifakı”, “umut hakkı” tartışmaları, “İmralı heyeti” iddiaları… tam da BOP’un yerel versiyonlarını andırmaktadır. Bu çerçevede asıl risk şudur: Türkiye’nin üniter yapısının, kimlik temelli bir federatif modele dönüştürülmesi. Atatürk’ün Devlet Aklı: Müslüman Türk Kimliği Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet felsefesinin omurgası üç temel üzerine kuruludur: Milli egemenlik Tek devlet – tek millet – tek kimlik Bağımsız devlet aklı Atatürk’ün ortaya koyduğu Müslüman Türk kimliği, etnik bir tanım değil;Türk devlet geleneğinin ve Lozan hukukunun temeli olan kapsayıcı bir ortak kimliktir. Bu kimlik: Arap ile Türk’ün kardeşliğini reddetmez, ancak emperyalizmin din–etnisite temelinde kurduğu tuzaklara karşı bir kalkan görevi görür. Bugün etnik temelli projelerin bu kadar görünür hâle gelmesinin nedeni de tam olarak budur. Apo’nun “Umut Hakkı” Tartışması: Hukuk Değil, Jeopolitik İmralı’ya gerçekleştirilen ziyaret ve gündemde olan “umut hakkı” hukuki bir tartışma mıdır?Belki ama bu tartışmanın eş zamanlı olarak şu başlıklarla birlikte gündeme taşınması dikkat çekicidir: Yeni anayasa tartışmaları, Kimlik paketleri, Bölgesel federasyon söylemleri. Bu durum, meselenin yalnızca hukuki bir tartışma olmadığını; Türkiye’nin iç ve dış politikada belirli bir hatta çekilmeye çalışıldığını göstermektedir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın Uyarıları Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’de dinlerarası diyalog konusundaki en erken ve en sert uyarıları yapan isimdi.Onun yaklaşımı çok netti: “Milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüz, dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür.” Bugün hâlâ aynı doğrultuda devam eden tartışmalar, bu uyarının ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Sonuç: Türkiye Tarihi Bir Eşiktedir Yaşanan hiçbir şey tesadüf değil: İznik ayininin tarihi, Ekümeniklik tartışmaları, Kimlik temelli politikaların eş zamanlı yükselişi, BOP’un arka planda güncellenen versiyonu, “umut hakkı” tartışmalarının zamanlaması. Hepsi aynı fotoğrafın parçalarıdır. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey: Lozan bilinci, Müslüman Türk kimliğinin birleştirici gücü, üniter devlet aklı, bağımsız ekonomi ve bağımsız dış politika, milli egemenlik hassasiyetidir. Bu ilkeler yeniden merkeze alındığında, Türkiye için güneş çok daha güçlü doğacaktır. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp