6 February 2026 Friday

Dünyanın Milli Ekonomi Modeline İhtiyacı Var

Küresel ekonomi bugün yalnızca bir durgunlukla değil, açık bir yönetim ve anlayış kriziyle karşı karşıya. Enflasyon, gelir adaletsizliği, borç sarmalı ve üretimden kopuk finansal sistem, artık yalnızca gelişmekte olan ülkeleri değil; sistemi kuran Batı ekonomilerini de çıkmaza sürüklüyor. Bu tablo karşısında hâlâ aynı reçeteleri ısrarla savunmak, çözüm değil, krizi derinleştirmekten başka bir anlam taşımıyor.
İşte tam da bu noktada, yıllar önce Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli, bugün yeniden ve daha güçlü biçimde dünya gündemine giriyor.
“Dünyanın Milli Ekonomi Modeline ihtiyacı var” ifadesi artık bir temenni değil; yaşanan küresel darboğazın dayattığı zorunlu bir gerçekliktir.
Bu çerçevede, 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, 7–8 Şubat tarihlerinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Viyana Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Kongreye 21 ülkeden 50’yi aşkın akademisyen katılarak tebliğ sunacak. Bu tablo, Milli Ekonomi Modeli’nin artık yalnızca Türkiye merkezli bir tartışma başlığı olmadığını; uluslararası akademik zeminde ciddiyetle ele alınan bir ekonomik paradigma hâline geldiğini göstermektedir.
Milli Ekonomi Modeli’ni diğer ekonomik yaklaşımlardan ayıran temel fark, insanı merkeze almasıdır. Bugün hâkim küresel sistemde insan, üretimin ya da tüketimin bir unsuru olarak görülürken; MEM’de insan amaçtır, ekonomi ise araçtır. Model; devleti ekonominin dışına iten, piyasayı mutlaklaştıran anlayışın aksine, devleti düzenleyici, yönlendirici ve dengeleyici bir aktör olarak konumlandırır.
Para, bu modelde bir tahakküm aracı değil; üretimi ve refahı artıran bir enstrümandır. Karşılıksız para eleştirilerinin aksine, Milli Ekonomi Modeli’nde para milli üretime dayalı, kontrollü ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle enflasyonist değil; refah artırıcıdır. Asgari ücretli, emekli, çiftçi ve küçük esnaf; bu modelde ekonominin yükü değil, lokomotifidir.
Bugün dünyanın yaşadığı krizlerin ortak noktası şudur:
Üretimden kopuk finans sistemi, gelir dağılımını bozmuş; servet küçük bir azınlığın elinde toplanırken geniş kitleler yoksullaşmıştır. Milli Ekonomi Modeli ise tam tersine, adil bölüşüm, üretim ekonomisi ve sosyal denge üzerine inşa edilmiştir. Bu yönüyle MEM, yalnızca ekonomik değil; sosyal ve siyasal istikrarın da anahtarıdır.
Viyana’da yapılacak kongrenin bir diğer önemli yönü de, farklı ülkelerden akademisyenlerin kendi ülke deneyimleri üzerinden MEM’i tartışacak olmalarıdır. Bu, modelin teorik bir çerçevenin ötesine geçtiğini; uygulanabilirliğinin uluslararası ölçekte ele alındığını göstermektedir. Akademik dünyada bir modelin ciddiye alınmasının en önemli göstergesi budur.
Kongrenin kapanış konuşmasını Hüseyin Baş yapacak. Bu da Milli Ekonomi Modeli’nin yalnızca akademik bir tez olarak kalmadığını; siyasi irade ve toplumsal hedeflerle bütünleştiğini ortaya koymaktadır. Ekonomi, sonuçları itibarıyla siyasetin en somut alanıdır. Bu nedenle MEM, hem akademik hem de siyasi düzlemde tutarlı bir bütünlük sunmaktadır.
Bugün artık şu soruyu sormak zorundayız:
Dünyanın onlarca yıldır uyguladığı bu sistem, herkesi borçlandırıyor, yoksullaştırıyor ve kriz üretmeye devam ediyorsa; neden hâlâ aynı reçetelerde ısrar ediliyor?
Milli Ekonomi Modeli, bu ısrarın karşısında yerli, özgün ve evrensel bir alternatif olarak durmaktadır. Viyana’daki kongre, bu gerçeğin bir kez daha tescilleneceği önemli bir eşik olacaktır.
Çünkü artık mesele, bir modelin “farklı” olması değil; dünyanın bu modele mecbur kalmış olmasıdır.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi