2 August 2026 Sunday

Gençler Neden Daha Yalnız?

Gençlik denildiğinde aklımıza hareketli bir sosyal hayat gelir. Arkadaşlıkların kurulduğu, yeni çevrelere girildiği, insanın kendisini ve dünyayı keşfettiği bir dönemdir gençlik…

Üstelik bugünün gençleri, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar gelişmiş iletişim imkânlarına sahip. Birbirlerine saniyeler içinde ulaşabiliyor, dünyanın başka bir ucundaki insanlarla konuşabiliyor, yüzlerce kişilik dijital çevreler oluşturabiliyorlar.

Fakat bütün bu iletişim imkânlarına rağmen gençler giderek daha fazla yalnız hissediyor.

OECD’nin 2025 yılında yayımladığı “OECD Ülkelerinde Sosyal Bağlar ve Yalnızlık” raporu, bu çelişkiyi açık biçimde ortaya koyuyor. Gençler hâlâ toplumun en hareketli ve en fazla iletişim kuran kesimi. Ancak son yıllarda sosyal ilişkileri en hızlı kötüleşen grup da yine gençler.

En hızlı kötüleşme gençlerde

Avrupa’daki 23 OECD ülkesinde 16–24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 34’ü arkadaşlarıyla her gün yüz yüze görüşüyor. Bu oran 65 yaş üzerindekilerde yalnızca yüzde 8.

Gençlerin yüzde 64’ü arkadaşlarıyla her gün telefon veya internet üzerinden iletişim kuruyor. İleri yaş grubunda ise bu oran yüzde 15 seviyesinde.

Bu veriler ilk bakışta gençlerin yalnızlık sorunu yaşamadığını düşündürebilir. Fakat önemli olan yalnızca mevcut durum değil, değişimin hangi yönde ilerlediğidir.

OECD’ye göre 2018–2022 yılları arasında yalnızlık hissindeki en büyük artış 16–24 yaş grubunda yaşandı. Gençlerin ilişkilerinden duyduğu memnuniyet azaldı, algıladıkları sosyal destek zayıfladı ve arkadaşlarıyla yüz yüze görüşme sıklığı geriledi.

Yani gençler diğer yaş gruplarına göre hâlâ daha fazla sosyalleşiyor; fakat sosyal bağları daha hızlı aşınıyor.

Üstelik bu eğilim yalnızca pandemiyle başlamadı. 1976–2019 yılları arasında yapılan 345 araştırmayı ve 124 binden fazla genç yetişkini kapsayan geniş bir çalışma, gençlerde yalnızlığın yıllar içinde kademeli olarak arttığını gösteriyor.

Pandemi sorunu doğurmadı; zaten var olan sorunu büyüttü ve görünür hâle getirdi.

Çok iletişim, az yakınlık

Asıl mesele burada başlıyor.

Bir insanın telefonunda yüzlerce kişi bulunabilir. Paylaşımları binlerce kez beğenilebilir. Gün boyunca onlarca mesaj alabilir. Ancak bütün bunlar, zor zamanında arayabileceği veya yanında kendisi gibi davranabileceği bir dostunun bulunduğu anlamına gelmez.

İletişim kurmak ile gerçek bir ilişkiye sahip olmak aynı şey değildir.

OECD raporu da sosyal temasın sıklığı ile yalnızlık arasında zayıf bir ilişki bulunduğunu belirtiyor. İnsanlarla sık sık konuşmak veya görüşmek, yalnızlığı her zaman ortadan kaldırmıyor. Çünkü yalnızlık, çoğu zaman çevredeki insan sayısından değil, kurulan ilişkinin niteliğinden kaynaklanıyor.

Bu nedenle sosyal medyayı gençlerin yalnızlığının tek sorumlusu ilan etmek kolaycı bir yaklaşım olur.

Dijital ortamlar uzakta yaşayan insanları birbirine bağlayabilir, ortak ilgi alanlarına sahip gençleri buluşturabilir ve gerçek hayattaki arkadaşlıkların devam etmesini sağlayabilir. Ancak sosyal medya, yüz yüze ilişkinin yerine geçtiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Başkalarının özenle seçilmiş hayatlarını sürekli izlemek, kendisini onlarla karşılaştırmak ve beğeniler üzerinden değer aramak gençte yetersizlik duygusu oluşturabiliyor. Genç, herkes mutlu ve başarılıymış da yalnızca kendisi geride kalmış gibi hissedebiliyor.

Dijital dünya insanı kalabalığın içine sokuyor; fakat her zaman bir topluluğun parçası hâline getirmiyor.

Pandemi geçti, etkisi kaldı

Covid-19 salgını, gençlerin sosyal hayatında önemli bir kırılmaya yol açtı.

Yetişkinler açısından iki veya üç yıllık bir kesinti olarak görülen dönem, gençler açısından hayatın en kritik aşamasına denk geldi. Bazıları üniversiteye başladı ancak kampüs hayatını yaşayamadı. Bazıları iş hayatına evinden çalışarak girdi. Bazıları ise arkadaşlık kurmayı, toplum içine girmeyi ve bağımsızlaşmayı öğrenmesi gereken yılları kapalı kapılar ardında geçirdi.

Salgın sona erdi; fakat alışkanlıkların tamamı eski hâline dönmedi.

Evden çalışma, uzaktan eğitim, internet üzerinden alışveriş ve dijital eğlence kalıcılaştı. İnsanların bir araya gelmesini zorunlu kılan birçok alan ortadan kalktı. Gençler artık pek çok ihtiyacını evinden çıkmadan karşılayabiliyor.

Hayat kolaylaştı; fakat insan ilişkileri kendiliğinden kurulmaz hâle geldi.

Ekonomik güvencesizlik de yalnızlaştırıyor

Gençlerin yalnızlığını sadece sosyal medya üzerinden açıklamak, ekonomik şartları görmezden gelmek olur.

Arkadaşlarla buluşmanın, kültürel etkinliklere katılmanın, spor yapmanın veya başka bir şehirde eğitim görmenin bir maliyeti var. İşsiz veya düşük gelirli bir genç, zamanla sosyal hayatın dışına itilebiliyor.

OECD verilerine göre işsizler ve en düşük gelir grubunda bulunanlar, genel nüfusa kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla yalnızlık bildiriyor.

İşsizlik yalnızca maaş kaybı değildir. Gündelik düzenin, sosyal çevrenin, üretmenin ve kendisini topluma faydalı hissetmenin de kaybıdır.

Yoksulluk insanı yalnızlaştırıyor; yalnızlık da insanın eğitimden, çalışma hayatından ve toplumdan kopmasını kolaylaştırıyor.

Genç erkeklere dikkat

OECD raporunun üzerinde özellikle durduğu bir başka nokta, genç erkeklerdeki kötüleşmedir.

Erkekler geçmişte kadınlara göre daha az yalnızlık bildirirken 2018–2022 döneminde ilişkilerinden duydukları memnuniyet ve algıladıkları sosyal destek daha belirgin biçimde geriledi.

Bunun nedenleri henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak erkeklerin duygularını ifade etmekten kaçınması, yardım istemenin zayıflık olarak görülmesi ve erkek arkadaşlıklarının duygusal paylaşımdan çok ortak faaliyetlere dayanması muhtemel etkenler arasında sayılabilir.

Ekonomik bağımsızlığın gecikmesi, işsizlik ve toplumsal rol kaybı da genç erkeklerin aidiyet duygusunu zayıflatabilir.

Fakat burada kesin hükümler vermek yerine yeni ve kapsamlı araştırmalar yapmak gerekiyor.

Çözüm telefonu kapat demek değil

Gençlere “telefonu bırakın ve dışarı çıkın” demek kolaydır. Fakat dışarı çıktıklarında gidebilecekleri güvenli, erişilebilir ve düşük maliyetli alanlar oluşturmak daha zordur.

Kütüphaneler, spor kulüpleri, gençlik merkezleri, öğrenci toplulukları, sanat faaliyetleri, gönüllülük çalışmaları ve mahalle kuruluşları yalnızca sosyal etkinlik alanları değildir. Bunların her biri aynı zamanda toplum sağlığı yatırımıdır.

Aile bağlarını, komşuluk ilişkilerini ve kuşaklar arası dayanışmayı korumak da geçmişe duyulan romantik bir özlem olarak görülmemelidir. Bunlar insanın kendisini bir yere ait hissetmesini sağlayan temel sosyal yapılardır.

Bugünün gençleri iletişimsiz değil; fakat giderek daha fazla gerçek yakınlıktan mahrum kalıyor.

Mesele, gençlerin gün boyunca kaç kişiyle konuştuğu değildir.

Asıl mesele, konuştuğu insanlar arasında kaç kişinin yanında gerçekten kendisi olabildiğidir.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi