30 May 2026 Saturday

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Bahis Fırtınasının Altında Ne Var?

• Türkiye’deki bahis operasyonları yalnız suçla mücadele değil, finans akışını yeniden düzenleme hamlesi olarak okunmalı.
• Körfez ülkelerinin spor ve finans yatırımları, bölgedeki sermaye dengelerini değiştiriyor.
• Spor endüstrisi küresel ölçekte finansal bir ekosisteme dönüşmüş durumda.
• Türkiye’nin bu süreçte oyun kurucu mu yoksa piyon mu olacağı belirleyici olacak.
• Tartışma, üç-beş operasyon değil; Türkiye’nin ekonomik egemenliği meselesidir.

İstikbal Biziz, Biz Geleceğiz

BTP, 9. Olağan Büyük Kongresi’ni “İstikbal Biziz, Biz Geleceğiz” sloganıyla gerçekleştiriyor. Hüseyin Baş’ın tek aday olduğu kongreye yoğun katılım bekleniyor. Bu kongre, Haydar Baş’ın bıraktığı mirasın güncellenerek geleceğe taşınacağı; projelerin, çözüm önerilerinin ve büyük birlik mesajlarının öne çıkacağı bir buluşma niteliğinde.

Din, Jeopolitik ve Türkiye

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu gelişmeleri sağlıklı değerlendirebilmek için meselelere parçalı biçimde değil, bütünsel ve stratejik bir perspektifle yaklaşmak gerekiyor. Papa XIV. Leo’nun İznik’te yönettiği ayin de bu çerçevede yalnızca dinî bir etkinlik değil, tarihsel ve jeopolitik bağlamı olan bir gelişme olarak ele alınmalıdır. Sosyal medyada Papa’nın Türk bayrağına eğilerek selam vermesi bazı çevrelerde “Türkiye’ye […]

Ümmet Söylemi ve Türkiye’nin Milli Kimlik Sınavı

Öcalan’ın ‘ümmet’ söylemi ile Papa’nın Anadolu’yu yeniden teolojik merkez hâline getiren hamlesi aynı denklemde buluşuyor.
Türkiye’yi dine sıkıştırılmış tartışmalarla yönlendirmek isteyenlere karşı tek çıkış: Atatürk’ün kurduğu Müslüman Türk kimliğinin birleştirici çizgisi.

Papa XIV. Leo’nun İznik Adımı: Teoloji, Sembol ve Jeopolitik Bir Hatırlatma

Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti ve İznik’teki konsil ayini, sadece dini bir tören değil; tarihsel sembollerle örülü stratejik bir hamledir. 28 Kasım tarihinin seçilmesi, İznik Konsili’ne yapılan açık gönderme ve ekümeniklik tartışmasının yeniden canlandırılması, Vatikan’ın uzun soluklu “Kiliseler Birliği” projesinin güncellenmiş bir adımıdır. ABD Büyükelçisi’nin Ruhban Okulu için verdiği tarih ise sürecin diplomatik ayağını göstermektedir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin üniter yapısı ve Lozan dengeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik zemine işaret ediyor.

Dizilerle Devlet Yönetimi Olmaz: İznik Ayini ve Tepki Yönetiminin Yeni Modeli

İznik’te Haçlı Seferleri’nin başlatıldığı 27 Kasım’ın yıl dönümünde yapılan ayine izin verilmesi, Türkiye’nin egemenlik alanını ilgilendiren ciddi bir konudur. MHP’nin ayinden sonra tepki göstermesi ve “Kuruluş Orhan dizisini izleyin” tavsiyesi, toplumsal hassasiyetin kültürel araçlarla yönetilmeye çalışıldığı izlenimini doğuruyor. Oysa bir devletin egemenlik hakları dizilerle değil, hukuk, diplomasi ve kararlı devlet politikalarıyla korunur. Bugün mesele sembolik bir tören değil; Türkiye’nin Lozan çizgisini koruyup korumayacağıdır.

Tarihsel Adlar ve Güncel Talepler: Osmanlı’daki “Kürdistan” Tartışması Ne Anlama Geliyor?

Osmanlı’da “Kürdistan”, “Lazistan”, “Arnavudluk”, “Rumeli” gibi bölge adlarının kullanılması, bugünkü anlamıyla “etnik özerklik” veya “resmî dil” uygulaması değildir. Osmanlı idarî sistemi, modern ulus-devlet anlayışından tamamen farklı olarak coğrafi tanımlara dayanan bir düzenlemeydi. Bu isimler, o bölgede yaşayan halkların etnik kimliğini değil, bölgenin coğrafi ve idarî karakterini ifade ediyordu. Nitekim Osmanlı arşivlerinde Kürtçenin “resmî dil” olarak kabul edildiğine dair hiçbir kayıt yoktur. Devletin tek resmî dili her dönem Türkçe (Osmanlıca) olmuştur.

Bugün “tarihsel özerklik” iddialarıyla gündeme getirilen talepler, modern dönemde etnik zeminde yeni bir kimlik mühendisliği oluşturma çabasının parçası hâline getirilmek istenmektedir. Oysa tarihî gerçeklik, Osmanlı’nın çok milletli yapısını korurken siyasi bütünlüğü merkezi otoriteyle sağladığını, etnisite temelli bir siyasal model benimsemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Büyük Resim: BOP’tan İznik Ayinine Uzanan Sessiz Kuşatma

Türkiye bugün birbirinden bağımsız gibi görünen fakat aynı jeopolitik hattın parçaları olan gelişmelerle karşı karşıya: BOP’un güncellenmiş versiyonu, dinlerarası diyalog, ekümeniklik girişimleri, Heybeliada Ruhban Okulu tartışmaları, İznik’te Papa XIV. Leo’nun sembolik ayini, İmralı eksenli mesajlar ve Apo’nun “umut hakkı” söylemi… Tüm bunlar, Türkiye’nin Lozan’da çizilen çerçevesini gevşetmeye, üniter yapıyı esnetmeye ve kimlik merkezli yeni bir toplumsal model dayatmaya yönelik dış kaynaklı mühendisliğin işaretleridir.
Bu süreçte FETÖ’nün yok edilmesine rağmen diyalog projelerinin devam etmesi, benzer fikirlerin farklı aktörlerle yeniden dolaşıma sokulduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin bu tablo karşısında ihtiyacı; Lozan bilinci, üniter devlet aklı, Müslüman Türk kimliğinin birleştirici çerçevesi ve bağımsızlık ilkesine dayalı sağlam devlet refleksidir.

Taşımalı Eğitim ve Köy Öğretmeninin Kayıp Rolü

Bu yazı, taşımalı eğitim, köy okullarının kapanması, öğretmenin köyden çekilmesi ve öğretmenlik mesleğinin değersizleşmesi üzerine odaklanan bütüncül bir değerlendirme sunuyor. Türkiye’de köy okullarının 20 yılda büyük oranda kapanması, taşımalı eğitimin kırsalı boşaltması, öğretmen–imam–muhtar üçlüsünden oluşan geleneksel köy güvenlik ağının dağılması ve öğretmenin toplumsal rehberlik rolünün kaybı, eğitimdeki yapısal çöküşün temel sebeplerini oluşturuyor.

Öğretmen Gerçeği: Çöküşün Sessiz Taşıyıcıları

• Türkiye öğretmen maaşlarında OECD’de son sırada.
• Öğretmen maaşı / ortalama maaş oranı: OECD 1,12 – Türkiye 0,43
• Öğretmenler son 10 yılda %65 reel kayıp yaşadı.
• Öğretmenlerin %43’ü ek iş yapmak zorunda.
• 72.000 öğretmen açığı var, derslik yoğunluğu OECD’nin 2,5 katı.
Öğretmeni güçlendirmeden eğitimi güçlendiremeyiz.

Meslek Liselerinde İş Güvenliği

Türkiye’de meslek liseleri ve çıraklık merkezlerinde yaşanan ölümlü iş kazaları, yapısal bir güvenlik sorununun varlığını ortaya koymaktadır. 2022–2024 arasında en az 54 meslek öğrencisi staj esnasında hayatını kaybetmiştir.
Kazaların büyük bölümü oto tamir, metal, mobilya, inşaat ve tarım stajlarında meydana gelmiştir.

Veriler, meslek liselerinde:

İş güvenliği uzmanı bulundurma oranının yalnızca %7 olduğunu,

Öğrencilerin kişisel koruyucu ekipmana erişiminin yetersiz olduğunu,

Mesleki işlerde iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alan öğrenci oranının %34’te kaldığını göstermektedir.

Bu tablo, Türkiye’de genç işçilerin ölümlü kaza riskinin yetişkinlere göre 3,8 kat daha yüksek olduğunu raporlayan ILO verileriyle de örtüşmektedir.

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, öğrencileri işçi statüsünde tanımlamadığı için sorumluluk çoğu zaman belirsizleşmekte; işletmeler finansal ve hukuki yükümlülüklerden kaçabilmektedir. Bu durum, denetimsiz, güvensiz ve kayıt dışı çalışma kayıplarının önünü açmaktadır.

Dil Birliği ve Toplumsal Bütünlük

Bu yazı, Türkiye’de “ana dilde eğitim” tartışmasının toplumsal birlik üzerindeki etkilerini ele alıyor.
Sağlık alanındaki bilimsel verilerden hareketle, dil uyumsuzluğunun hizmet kalitesini düşürdüğünü; ana dilde eğitim talebinin ise uzun vadede bölünmeyi tetikleyen bir siyasi mühendislik olduğunu ortaya koyuyor.
Irak Kürdistan Bölgesi örneği üzerinden, dil temelli ayrışmanın nasıl özerkliğe ve ayrı kurumsal yapılara dönüştüğünü açıklıyor ve Türkiye’nin “dil birliğini” koruması gerektiğini vurguluyor.

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi