18 Temmuz 2024 Perşembe

Nobel Ödülü ile Kurtarılmaya Çalışılan Kapitalizm

Bu yıl açıklanan nobel ödülleri tartışmaları beraberinde getirdi. Ekonomi ödülünün FED eski başkanlarından Ben S. Bernanke’nin de içinde olduğu 3 ekonomiste verildi.

Ekonomi Alanında Nobel ödülü neden bir bankacıya verildi?

Bernanke, ABD’deki 2008 mali krizinde batık bankalara yüksek miktarlarda kredi verilmesini sağlayan bir bankacı ve bunu savunan bir ekonomisttir.

1 Şubat 2006 – 31 Ocak 2014 arasında FED Başkanlığı yapan Bernanke ve diğer iki ekonomist Douglas W. Diamond ve Philip H. Dybvig bankaların ekonomilerdeki rolü ile ilgili yaptıkları çalışmalarla tanınıyorlar.

Ödül komitesi; “Modern tarihin en kötü ekonomik krizi olarak tanımladığı 1930 Büyük Buhranı’na vurgu yaptı. Bankaların çöküşü bu krizin uzun ve derin olmasının sebebi olduğu düşünülüyor. Bankaların çöküşünün toplumun tasarruflarını üretken yatırımlara kanalize etme yeteneğini azalttığı” ifadelerini  kullanıyor. Ve bu fikirlerin ortaya çıkışında ve araştırılmasındaki katkılarından dolayı Bernanke ödüle layık görülüyor.

Bernanke, FED Başkanlığı sırasında bankaları kurtarmak için kurtarma kredileri verilmesine ön ayak olmuş, tartışmalı tahvil alım programları uygulamış idi. Ve aslında 2008 krizi de onun başkanlığı döneminde baş göstermiş idi. Vatandaşın fakirleştiği, daha çok faiz ödediği, alım gücünün azalması ama tam aksine FED bilançocunun 900 milyar dolardan 4 trilyon dolara çıkması tam bu döneme rastlamakta.

Merkez Bankacılığa Ödül bir algı yönetimidir

Kaliforniya merkezli büyük teknoloji firmalarından Zoho Corporation’ın kurucusu Sridhar Vembu bu ödülün Bernanke’ye verilmesinin Merkez Bankacılığı ve ekonominin iflası anlamına geldiğini ifade ediyor. Merkez bankacılarının öncülük ettiği yanlış para politikaları nedeniyle küresel finans sisteminin bir kez daha köşeye sıkıştığı bir anda, Nobel Ekonomi Ödülünün bir Merkez Bankası yöneticisine verilmesi, bir algı yönetimidir.

Bu konuyu analiz etmemizin sebebi Nobel ödülünü önemsediğimizden değildir. Sadece kapital sistemin çöküşünün ertelenmesi için bir argüman olarak kullanılmasını ilan etmektir.

Dünya 1930 Buhranı’nın Yaşandığı Ortama Nasıl Geldi?

Birinci Dünya Savaşı öncesi ekonomilerin çoğunluğu altın standardına bağlı bir para politikası sürdürüyorlardı. Dünya Savaşı’nın ardından dünyada ABD hegamonyası hakim olmuş idi. ABD finans olarak tüm dünyaya borç veriyordu. İngiltere ve Fransa, ve savaş tazminatı ödemek zorunda kalan Almanya tüm sistemlerini ABD’den alınan borçlar ile sağlanıyor idi.

Bankalar oluşturdukları tahvil ve sanayi hisseleri gibi yapılandırılmış yatırım araçlarını tüm dünyada balon gibi şişiriyorlardı. ABD Borsalarındaki işlem hacmi krizin hemen öncesinde, normal dönemin neredeyse üç katına ulaşmıştı.

Öyle ki 1929 yılına gelindiğinde Amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. Bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.

Oluşturulan yapılandırılmış yatırım araçlarındaki artış daha da çok kredi talebi yaratmaya başlamıştı. Kredi talebi de artınca FED, doymayan aç gözlüğü ile faiz oranlarını ani bir şekilde arttırmıştır.

Vatandaşın tüketim gücü artırılmadan hormonal büyüyen sanayi pazar bulamamaya başladı. Sanayi ürünlerine talebin azalması sonrası fiyatları düşmeye başlamış, ardından da sanayi hisselerindeki balon patlamıştır.

24 Ekim 1929 “Kara Perşembe”, 29 Ekim 1929, “Kara Salı” olarak ekonomideki yerini almıştır.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi dünya finansının büyük çoğunluğunun ABD kredileri ile sağlanması nedeniyle bu sorun bir anda tüm sanayileşmiş ülkelere yayılmıştır.    

Doların rezerv para olması

Bu süreçte git gide ABD Dolarının tüm dünyada altın yerine rezerv para olarak kullanılması yaygınlaşmıştır. 1944 yılında Bretton Woods’da toplanan ve IMF ile Dünya Bankasının kuruluşuna önderlik eden toplantıda kabul edilen yeni para sistemi sonrasında ABD Doları, altına konvertibilitesi olan tek para olarak kalmıştır. İlerleyen yıllarda dolar bu özelliğini kaybedip tamamen “sanal” bir hal almasına rağmen, rezerv para olarak kullanılmaya devam ede gelmiştir.    

Kapital Sistemde Bankalar ve Dolarizasyon

Dolarizasyon sistemiyle tüm dünyayı at yapmış binmiş ABD, dünya finans piyasasını belirleyen tek aktör haline gelmiştir.

Aslında en başından beri yapılan planlar işliyordu. Amerikan ve Avrupa bankalarının yüksek bilançolara sahip hale getirilmesi oyunun bir parçası idi. Piyasanın kaldıraç görevi kapital sistemce bankalara verilmişti. Ve bu tüm bankalar, sermaye tabanlarının çok ötesinde bir parayı borçlanıp kredi olarak kullandırma noktasına geldiler.

Bu nasıl oldu?

Bankalar kurdukları potansiyel risk taşıyan varlıkları bilançolarının dışında tutmak için yapılandırılmış yatırım araçları (SIVs) sistemini kurdular. Yapılandırılmış yatırım araçları; pay senedi, pay senedi portföyü, endeks, emtia gibi dayanak varlığı olan türev ürünler ile bono, tahvil gibi sabit getirili ürünlerin birleşiminden oluşan yatırım ürünleridir.

Bankalar merkezli kurulan sistemle sanal paralar, zamanla piyasaya hakim hale gelmeye başlamıştır. Mesela Amerikalıların ellerindeki likid dolar, M2 olarak tanımlanan parasal ölçütün sadece %11’idir. Yani tüm Amerikalılar aynı anda gidip banka hesaplarındaki dolarları, kağıt paraya çevirmek isteseler bankaların buna cevap vermesi imkansızdır. Tüm bankaların rezervleri sadece söz konusu parasal değerin %11’ini karşılayacak durumdadır.

Dünya Bankasında uzun süre görev yapmış akademisyenlerden Prof. Dr. Niall Ferguson’un “Paranın Yükselişi” eserinde ifade ettiği gibi, kapital sisteme göre “para aslında sadece bize ödeme yapana inanç, yani parayı basana inançtır.” Para tarihte önceleri kile, gümüşe yazılmıştır, sonraları kâğıda, şimdi de sadece dijital ekrana.

Tek cümle ile aslında kapital sistemde para “hiçbir şey”dir. Sadece para, “basma yetkisi olanın dünyadaki kendisine olan güveni pazarlamasıdır.”

Böyle bir sistemde ülkemiz gibi dolarizasyon uygulanan ülkelerdeki tüm kaynaklar, tüm emekler dijital ortamda karşılığı “hiçbir şey” olan ama oluşturduğu hegamonyayı pazarlayan kişi ya da kurumların ürettiği paranın karşılığı olmuştur. Yani dolarizasyon uygulayan tüm ülkeler, bu para oluşturucuların modern sömürgesidir.

Bankaların dolar üreten FED’in “hiçbir şey” olan parasının karşılık bulması için toplumda güvenilir olması şarttır. FED, düşük ya da yüksek faizle “hiçbir şey”i kredi verdiği bankalar aracılığıyla “çok şey” haline getirmektedir. İşte FED eski başkanına ödül verilme sebebi, kapitalizm denilen bu sömürü sistemine olan katkısıdır.     

Milli Para dolarizasyonun panzehiridir

Dünya ekonomi tarihinde parayı yeniden tanımlayan Prof. Dr. Haydar Baş; “Kapitalist anlayışa göre para sadece mübadele ve ta­sarruf aracıdır. Bu anlayışta, paranın tahrik unsuru olma özelliği ve emeğin devreye kon­ması sonucu elde edilen üretimin karşılığı ol­ma özelliği yok sayılmıştır.” demiştir. Baş, parayı “mübadele, tahrik unsuru ol­ma, tasarruf ve üretilen mal ve hizmetlerin karşılığı” olarak tanımlamıştır.

Milli paralarla her ülke kendi parasını üreteceği ihracatlarını kendi para cinsi ile yapacağı için artık emeğinin, ülke kaynaklarının dolar basanlar tarafından sömürülmesi son bulacaktır. Böylece her ülke kendi üretim ve iş gücü ile hak ettiği müreffeh düzeye erişecek, sanal ekonomi rakamları değil; vatandaşının alım gücü yükselecektir.   

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi   

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi