Ölmek deÄŸildir hayatımızın en müşkil iÅŸi / Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kiÅŸi Yüklenme tarihi 26 Ekim 2015 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi  “Külli nefsin zâikatü’l-mevt”, yani “Her nefis ölümü tadacaktır.”  meâlindeki âyet Kur’ân’da üç sûrede geçmektedir. ( Âl-i Ä°mran, 3/185; Enbiyâ: 21/35; Ankebut, 29/57)       Bir ÅŸehirde, mezarlık önünden geçerken hep aklımıza ölüm gelir, ölen insanlar gelir, kabir taÅŸları gelir. Bunlar bize her ÅŸeyden önce ölümü hatırlatırlar. Öyle deÄŸil midir?            Ruh beden evininin misafiri konumundadır. Misafir olduÄŸu ev yıkılan ruh, adeta kendisine baÅŸka bir yer bulur, orası da ruhlar alemidir. Ölüm bir bakış açısıyla doÄŸumdur aslında. Ruh, misafir olduÄŸu mekandan, ayrılıp esas vatanına dönmektedir. Artık baki olan bir hayata baÅŸlayacaktır. Hz. Mevlana’nın ifadesi ile -dirilmek için ölünülmüştür- “Ölmeden önce ölünüz!” (Hz. Mevlana).            Gerçek diriliÅŸ, ancak nefsi duyguların esiri olmaktan vazgeçebilmekle mümkündür. Hazret-i Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa(s.a.v.) : “Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!” (Tirmizî, Kıyâmet, 26) buyurur.            Tefekkür-i mevt, ölüm gelmeden önce ölümü hatırlamaktır. Ölümü tefekkür etmek, ölümü hatırdan çıkarmamak insana herÅŸeyden önce dünyanın kendisi için geçici bir uÄŸrak yeri olduÄŸunu hatırlatır. O insan ne yapar, misafir olduÄŸu mekandan , esas vatanına gideceÄŸi için, kendisine sılada lazım olacak ÅŸeylerin peÅŸine koÅŸar, boÅŸ heva ve heveslerin isteÄŸine kapılmaz. Ölüm halini düşünmekten uzak olan bir insan ölümü unutur bütün emellerini dünyaya baÄŸlar. O misafir olduÄŸu evden hiç ayrılmayacakmış gibi dünya ve dünyalıklar, boÅŸ heva ve hevesten kendini alamaz. Ölmeden evvel ölümü tadın, ölmeden evvel ölün, düsturunu kendisine ilke edinen insan ise; hep hayatının merkezine ahreti oturtur. Masiva, boÅŸ heve ve hevesle zamanını geçirmez; esas vatanına hazırlık yapar.            İnsanın, bitmek-tükenmek bilmeyen dünyalık hedefleri, ümitleri kabirle beraber son bulur. Kabristanlar, bu hayattan göç eden, hayatlarını tüketmiÅŸ ana-baba, çoluk-çocuk, sevgili, hısım, akraba, dost ve arkadaÅŸlarla doludur. EÄŸer görmesini bilirsek, sessizliÄŸe bürünmüş bir mezar taşı, kendi lisanı ile konuÅŸan bir nasihatçi gibidir.            İnsanoÄŸlu, misafir olarak bulunduÄŸu bu dünyada kendini aldatır. Sık sık cenâze sahnelerini seyrettiÄŸi hâlde, ölümü hep kendinden uzakta görür, sanki o çok iyi bildiÄŸi ölümün kendisine ırak olduÄŸunu düşünür. Aslında insan, rûhuna cesed giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiÄŸinde, yani doÄŸduÄŸunda artık bir ölüm yolculuÄŸuna baÅŸlamıştır. Ölüm vakti geldiÄŸinde ruh, bedenden ayrılır. Âhiret kapısı olan kabirde, doÄŸumla baÅŸladığı yolculuktan çok daha büyük bir yolculuÄŸa uÄŸurlanır.            Bu yolculuÄŸa çıkmadan önce, ölüme hazırlanmak, gayret edilmesi gereken bir haslettir. Böylece, “Ölmeden önce ölünüz.” sırrı tahakkuk eder ve insan, kendi nefsi hâkimiyeti yerine Allâh’a muhabbet ve itaati kalbinde iktidar etmiÅŸ olur.            Ashâb-ı kirâmdan biri vefât etmiÅŸti. ArkadaÅŸları, ondan övgüyle bahsettiler ve ibâdetinin çok olduÄŸunu söylediler. Rasûlullâh (s.a.v.) sessizce onları dinliyordu. Onlar sözlerini bitirince, Peygamberimiz (s.a.v.) : “– BahsettiÄŸiniz kimse, ölümü çokça anar mıydı?” diye sordu. Onlar da “hayır” dediler. “– Peki, nefsinin lüzumsuz ve aşırı isteklerinden çoÄŸu zaman vazgeçebiliyor muydu?” Ashâb-ı kirâm: “– Hayır, yâ Rasûlallâh!” diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Allâh Rasûlü (s.a.v.) : “– Arkadaşınız, bahsettiÄŸiniz kadar deÄŸilmiÅŸ.” buyurdu. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 308-9)            Demek ki, yaptığımız ibadetlerde dahi, ihlası yakalamanın yolu ölümü sıkça hatırlamaktan geçmekte. Tasavvufta müridin günlük virdinin ölüm anını ve sonrasını tefekkür etmekle –tefekkür-ü mevt- baÅŸlaması bundan olsa gerek.            Yaptığımız ibadet ve taatler, ruhumuza gıda ÅŸekline gelmeli ki; o ibadet ve taatler bizleri günahlardan sakındırsın. Ahlakımız ve ruhumuz terbiye edilebilsin. Ahlak ve ruh terbiye edildikçe tüm iÅŸlenen ameller ruha gıda haline gelir. Sonuçta, o ruhda, kibir, riya, zulüm, hased, kin vb. kötü davranışlar ortadan kalkarak, yerini adalet alır, alçak gönüllülük alır. Ölmeden önce ölmenin zevkine o zaman varılır. Artık nefis kötü huylarını yitirmiÅŸ, yani ölmüştür. E, o zaman n’olmuÅŸtur? Ruh kendi öz benliÄŸini bulmuÅŸtur.            Ne mutlu ölmeden önce ölebilenlere, ne mutlu ölüm anını Åžeb-i Aruz yapabilenlere.  Not: Bu vesile ile 23 Kasım’da Ebedi istirahatgahına uÄŸurladığımız, ben de çok farklı yeri olan Sevgili Amcam Muzaffer Kepekçi için sizlerden birer Fatiha istirham ediyorum. Allah(c.c.) onu Peygamberimiz (s.a.v.)’e komÅŸu etsin. Amin.  Dr. Ali BestamiKepekçi /26.11.12    Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAÅžFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp