27 August 2026 Thursday

Rakamlar İyileşiyor, Ekonomi İyileşiyor mu?

İstanbul Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (İTOSAM) 21 Ağustos 2026 tarihli Haftalık Ekonomi Bülteni, Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor. Bültene yalnızca manşet rakamlar üzerinden baktığımızda ekonomide bir toparlanmadan söz etmek mümkün. Ancak verileri birlikte değerlendirdiğimizde daha ihtiyatlı olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Ekonomi yönetiminin attığı adımların bazı göstergelerde iyileşme sağladığını teslim etmek gerekir. Fakat ekonomide esas mesele, bir endeksin bir önceki aya göre yükselmesi veya enflasyonun artış hızının yavaşlaması değildir. Esas mesele; üretimin, vatandaşın satın alma gücünün ve ekonomik güvenin birlikte ve kalıcı biçimde güçlenmesidir.

İTOSAM raporunda ilk dikkat çeken veri tüketici güveni.

Tüketici Güven Endeksi Ağustos ayında yüzde 1 artarak 90,8’e yükselmiş. İlk bakışta olumlu. Ancak endeks metodolojisinde 100’ün altındaki değerlerin kötümser duruma işaret ettiğini unutmamak gerekiyor. Daha çarpıcı olan ise hanenin mevcut maddi durumunu gösteren endeksin 75,4 seviyesinde kalmasıdır.

Yani vatandaş geçen aya göre biraz daha umutlu olabilir ama hâlâ ekonomik durumundan memnun değil.

Bu ayrım çok önemli.

Çünkü ekonomide güven, sadece geleceğe ilişkin beklentilerle değil, vatandaşın bugün cebinde ne olduğu ile ölçülür. İnsanlar maaşlarını aldıklarında kira, gıda, ulaşım ve temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ellerinde ne kaldığına bakıyorlar.

Raporun ikinci önemli göstergesi reel kesim güveni.

Mevsim etkilerinden arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi 102,4’e yükselmiş. Gelecek üç aya ilişkin ihracat siparişleri ve üretim beklentileri gibi bazı göstergeler de olumlu yönde. Buna karşılık aynı rapor, genel gidişata ilişkin değerlendirmelerin endeksi aşağı yönlü etkilediğini belirtiyor.

Burada başka bir veriyle birlikte düşünmemiz gereken önemli bir çelişki var.

İmalat sanayinde mevsim etkilerinden arındırılmış kapasite kullanım oranı Ağustos ayında yüzde 73,5’e gerilemiş durumda.

Bir tarafta reel kesimin geleceğe ilişkin beklentilerinde kısmi iyileşme var, diğer tarafta mevcut üretim kapasitemizin önemli bir bölümü kullanılmıyor.

O halde şu soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye’nin fabrikaları neden daha fazla üretmiyor?

Kanaatimce ekonomi politikasının merkezine koymamız gereken soru budur.

Çünkü sürdürülebilir refahı sadece faiz, kur ve enflasyon üçgenini yöneterek oluşturamayız. Fabrikanın bacası tütmüyorsa, çiftçi üretmiyorsa, sanayici yatırım yapamıyorsa ve mevcut üretim kapasitesi tam olarak değerlendirilemiyorsa finansal göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın hayatına yansıması sınırlı kalacaktır.

Üstelik üreticinin maliyet baskısı devam ediyor.

Rapora göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi Temmuz ayında yıllık yüzde 29,67 arttı. Bunun 2026 yılının en düşük yıllık artış oranı olması elbette olumlu bir gelişme. Ancak burada kavramları doğru kullanmalıyız: Bir fiyatın artış hızının azalması, fiyatın düştüğü anlamına gelmez. Üreticinin maliyeti artmaya devam ediyor.

Daha da dikkat çekici olan enerji.

Temmuz ayında enerji grubundaki aylık fiyat artışı yüzde 13,22, yıllık artış ise yüzde 77,63 olarak gerçekleşmiş. Aynı dönemde imalat sanayindeki yıllık artış yüzde 29,50.

Enerji üretimin temel girdilerinden biridir. Enerjide böylesine yüksek maliyet artışları varken sanayiciden hem daha fazla üretmesini hem daha fazla yatırım yapmasını hem de fiyatlarını artırmamasını beklemek gerçekçi değildir.

Bu nedenle enflasyonla mücadeleyi sadece talebi baskılayan bir politika olarak görmek eksik kalır.

Türkiye’nin aynı zamanda maliyet enflasyonuyla mücadele etmesi gerekiyor.

Raporda konut ve kira rakamları da vatandaşın yaşadığı ekonomik gerçekliği göstermesi bakımından önemli.

Konut fiyatları yıllık nominal olarak yüzde 25 artarken reel olarak yüzde 5,1 gerilemiş. Bu, ekonomik analiz açısından anlamlıdır. Fakat kirada oturan vatandaşın gündemi konutun reel yatırım değerinden farklıdır.

Yeni Kiracı Kira Endeksi yıllık yüzde 28,4 yükselmiş. İstanbul’da ise artış yüzde 32,4’e ulaşmış durumda.

Dolayısıyla vatandaşın hissettiği ekonomi ile bazı makro göstergelerin anlattığı ekonomi arasında hâlâ önemli bir mesafe bulunuyor.

Bütün bu veriler bana şunu söylüyor:

Türkiye ekonomisinde bazı olumlu sinyaller var. Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Ancak birkaç olumlu veriden hareketle yapısal sorunların çözüldüğü sonucuna varmak da aynı derecede yanlış olur.

Bizim artık sadece enflasyonun artış hızını değil, üretimin artış hızını konuşmamız gerekiyor.

Ekonominin merkezine üretimi koymalıyız. Enerji ve finansman maliyetlerini düşürmeli, yerli üreticiyi desteklemeli, atıl kapasiteyi ekonomiye kazandırmalı ve vatandaşın satın alma gücünü üretim artışıyla birlikte yükseltmeliyiz.

Çünkü gerçek ekonomik başarı, rakamların iyileşmesi kadar vatandaşın da iyileşmeyi hissetmesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı günü kurtaran değil; üretimi, geliri ve refahı birlikte büyüten uzun vadeli bir ekonomi politikasıdır.

Kaynak

İstanbul Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi (İTOSAM), Haftalık Ekonomi Bülteni, 21 Ağustos 2026.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi