24 Temmuz 2024 Çarşamba

Biz Önce Asgari Ücretin Tanımını Değiştirmeliyiz?

Dünyadaki Asgari ücret, işçilere çalışması karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçlarını asgari şartlarda karşılamalarına yetecek ücrettir.

Asgari ücret işçi için geçim unsuru olurken, işveren açısından ise bir maliyet unsurudur.

Tanım olarak tüm dünyada ücretin en az düzeyi olarak tanımlanan asgari ücretin; istihdam, gelir dağılımı, fiyat düzeyleri, makro ve mikro ekonomik değişkenler üzerinde ekonomik etkileri olduğu ön görülür.

Asgari ücret, bir insanın yaşaması ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan en alt gelir düzeyi olarak da tanımlanabilir. Zaten İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, “herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal devlet destekleri ile bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı olduğu” belirtilmektedir. Bu noktada Beyanname’deki “çalışanın ailesi” kavramına dikkat çekmek istiyorum.   

Ülkemizde uygulanan 4857 sayılı İş Yasası çerçevesinde çıkarılan Asgari Ücret Yönetmeliğindeki asgari ücret tanımına baktığımızda ise “İşçilere” diye başlayan tanımlamada “çalışanın ailesi” kavramının pas geçildiği dikkatten kaçmamaktadır.

Modern anlamıyla asgari ücretin ele alınması 1789 Fransız İhtilalı’ndan sonraki yıllarda gündeme gelmiştir. Dünyadaki ilk asgari ücret uygulamaları, 1894’de Yeni Zelanda’da uygulamaya konmuştur (Türk-İş, 1978; 16).

Türk Dünyasında ise, “Ahi Örgütleri”nin koyduğu kurallar ve “orta sandığı” gibi uygulamalarla aslında çalışan ücret politikası ve sosyal yardım zirve noktada yaşanmıştır, ücrette adalet sağlanmıştır.

Son yıllarda ise Türkiye, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini 1948 yılında, Avrupa Konseyince 1961 yılında kabul edilen Avrupa Sosyal Şartı’nı da 1989 yılında onaylamıştır. Ancak, Türkiye söz konusu şartın asgari ücreti düzenleyen 4. maddesinin 1. fıkrasını onaylamamıştır.

Bu madde nedir?

“Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı taahhüt eder (Avrupa Sosyal Şartı Torino, 18.X.1961)

Yani 4857 sayılı İş Yasası çerçevesinde çıkarılan Asgari Üc

ret Yönetmeliğinde “çalışanın ailesi” kavramına değinilmemesi bilinçli bir tercihtir. Uzun lafın kısası ülkemizde asgari ücret tespitinde işçi ailesinin ihtiyaçları değil, sadece işçinin kendisinin ihtiyaçları dikkate alınmaktadır.

Asgari Ücretin Tespiti

Tüm dünyada asgari ücretin belirlenmesinde çok farklı yöntemler uygulanmaktadır.

Ama yöntemden önce asgari ücret meselesi toplumun ne kadarını ilgilendiriyor? İsterseniz bunu belirtelim. DİSK’in Haziran 2022’de yayınladığı çalışma sonuçlarına göre ücretli çalışanlar arasında asgari ücretlilerin oranı Türkiye’de %57. Bu konuda dünyada açık ara lideriz. Dünyadan birkaç örnek vermek gerekirse; bu oran Romanya’da % 21, Macaristan’da % 20, Bulgaristan’da % 14, Almanya’da % 5, Hollanda’da % 3.

Başka bir nokta; örneğin ABD’de federal seviyede saat başına asgari ücret, son 6 yıldır 7,25 dolar seviyesindedir. 2022 yılında Eyalet yönetimi ve sendikalar arasındaki anlaşmaya göre bu ücret uzun bir aradan sonra artırılmıştır.

Ülkelerin asgari ücret belirleme yöntemlerini araştırırken Hindistan modeli dikkatimi çekti. Bunu sizinle paylaşmak isterim.

Hindistan Modeli

Hindistan, BRICS’e dahil olan ve Prof. Dr. Haydar Baş’a ait Milli Ekonomi Modeli’ni kısmi olarak da olsa uygulayan ülkelerden birisi.

Başkent Delhi’de, asgari ücret belirlenirken yasalara göre 6 ölçüte dikkat edilmektedir:

  1. Ailede her çalışan için üç tüketim maddesi.
  2. Yetişkin bir Hindistanlının günlük 2700 kalori alabilecek kadar yemek yiyebilmesi.
  3. Ailenin yılda belirli sayıda kıyafet alabiliyor olması.
  4. Kira ücretleri.
  5. Elektrik, su, benzin gibi ihtiyaç giderlerinin asgari ücretin %20’sine denk gelmesi.
  6. Sağlık, eğitim gibi ihtiyaçların asgari ücretin %25’ine denk gelmesi.

Hindistan bu uygulama ile, asgari ücreti belirlerken hem sadece çalışanı değil, ailesini de dikkate almıştır; hem de rakamı değil, çalışanın alım gücünün aynı düzeyde kalmasını yasa ile garanti altına almıştır.

Zaten İnsan Hakları Beyannamesi’nde amaçlanan; çalışanların, emeklerinin karşılığını gerçek anlamda almaları ve aldıkları ücretin insanlık onuruna yaraşır bir yaşama imkân vermesidir.

Türkiye’de ise her yıl hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan komisyon yıllık asgari ücreti belirlemektedir. Yasa ile belirlenmiş bir ölçütleri yoktur. Tek bildiğimiz ölçüt, 4857 sayılı İş Yasası’na göre “sadece çalışanın asgari geçim koşullarının sağlanması” hedefidir. Bu hedef bile nakıstır.

Asgari Ücret ve Vergi

Asgari ücretlilerden şu anda gelir vergisi alınmamaktadır. Ama SSK ve işsizlik primleri ile birlikte asgari ücretin işverene maliyeti aylık (%5 teşvikli) 7.603,43 TL, teşviksiz 7.894,62 TL’dir.

Gelelim gelir vergisi dilimleri meselesine, 32.000 TL’ye kadar %15 olan vergi dilimi, bu rakamdan sonra %20’ye yükselmektedir. Bunun asgari ücretliye yansıması, 5 ayda asgari ücretli, hemen bir üst vergi dilimine geçmekte ve daha çok vergi ödemektedir. Eskiden asgari ücretli bir yıl içerisinde aldığı maaş ile bir üst vergi dilimine çıkamaz idi ve vergi dilimi diye bir derdi yoktu. Ama şimdi bu dilim meselesi, asgari ücretten çok az da olsa fazla ücret alan herkesin cebini yakmaktadır. Şimdi soruyorum:

Asgari ücreti artıran irade acaba neden yapılacak bir sanal simülasyonla böyle bir problemin ortaya çıkacağını düşünüp; o günden vergi dilimlerini değiştirmemiştir?

Acaba asgari ücreti artıran yöneticilerimiz bir ellerinden verdiklerini, diğer ellerinden geri almayı alışkanlık haline mi getirmişlerdir?

Yoksa amaçları, çalışanın geçim derdini çözmek değil de tribünlere hoş görünmek midir?

Mevcut Sistemle Nereye Kadar!

Görüldüğü gibi sistem neresinden tutsanız elinizde kalmaktadır. Bir an evvel ekonomide kapital sistem ve serbest piyasa ekonomisinden vazgeçilmeli, bütün öğeleri ile birlikte  Milli Ekonomi Modeli uygulanmalıdır.

Asgari ücret olması gerektiği gibi işçinin asgari alım gücünü garanti etmeli, işveren açısından da bir maliyet unsuru olmaktan çıkarılmalıdır.

Belki de bunun ilk adımı BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın ifade ettiği gibi işverene mevcut ücretin maliyet rakamının, tamamen işçiye aktarılması; asgari ücretten gelir vergisi alınmadığı gibi diğer ( SSK, İşsizlik, Damga vb.) vergilerin de alınmaması olmalıdır. Yani asgari ücrette “sıfır vergi politikası” uygulamasına geçilmelidir. Ve hemen ardından gelir vergisi dilimleri güncellenmelidir. Ayrıca da tüm vatandaşlarımızdan belirlenecek bir rakamın altında yıllık geliri olanlardan, direkt ya da dolaylı hiçbir vergi alınmamalıdır.      

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi