22 August 2026 Saturday

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Kelin ilacı olsa…

Ülkemizde 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu olmak üzere kanunlar, belediyelere sosyal yardım ve sosyal hizmet alanında önemli yetki ve fonksiyonlar yükleyerek, Sosyal Belediyecilik hizmetlerini şart koşmuş, güvence altına almıştır. Kimsesizlerin, evsizlerin, sokak çocuklarının ve muhtaç kadınların barınma ihtiyaçlarından tutun da yaşlılara huzurevleri tesis etmek, kütüphane ve kültür merkezlerini mahallelere kadar […]

Borcu Yönetmek mi, Borçsuz Ekonomi mi?

ABD’nin 40 trilyon doları aşan borcuna karşı Trump çözümü büyümede arıyor. Ancak büyümeyi düşük faiz ve enflasyon üzerinden sağlama yaklaşımı, borcu ortadan kaldırmıyor; yalnızca sürdürülebilir kılmaya çalışıyor. Hüseyin Baş ise tartışmayı daha temel bir noktaya taşıyor: Milli Ekonomi Modeli, borcu yönetmeyi değil, ekonomiyi borca bağımlılıktan kurtarmayı hedefliyor.

Savaş Bir Ülkeden 35 Yıl Çalıyor

Dünya Bankası’nın Nisan 2026 raporu, savaşların yalnızca bugünü değil, ülkelerin geleceğini de yok ettiğini ortaya koyuyor. Büyük çatışmaların yaşanmadığı bir senaryoda kişi başına gelirin yedi yıl sonra ortalama yüzde 45 daha yüksek olabileceği; bunun yaklaşık 35 yıllık kalkınma kaybına karşılık geldiği hesaplanıyor.

Türkiye ise bu savaşların uzağında değil, tam yanı başında. Komşularımızdaki çatışmalar; ticaretten enerjiye, ihracattan yatırıma kadar Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle bölgesel barış yalnızca insani ve diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma ve milli güvenlik meselesidir.

Dün Yasaktı, Bugün Sanayi Politikası

Dün “devlet müdahalesi” denilerek eleştirilen sanayi politikaları bugün yeniden dünyanın gündeminde. Dünya Bankası’nın Nisan 2026 raporu; üretim desteklerinden kamu alımlarına, yerli girdi şartından teknoloji transferine kadar devletin üretimde yeniden etkin rol üstlendiğini ortaya koyuyor.
Dünya üretime ve stratejik sektörlere dönerken Türkiye için de soru açık: Üreten ve kendi kendine yeten bir ekonomi mi, dışa bağımlı bir yapı mı?

Ortadoğu’da Yeni Denklem

Ortadoğu’da yeni bir denklem kuruluyor. Abraham Anlaşmaları’na katılması istenen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın şimdi Mekke merkezli bir savunma yapılanmasında buluşması dikkatle sorgulanmalıdır. Bu yapı gerçekten bağımsız bir bölgesel arayış mı, yoksa ABD’nin bölgedeki hedeflerine hizmet edecek yeni bir mekanizma mı?
Mesele paktın adı değil, merkezin neresi olduğudur. Merkeze kendi değerlerimizi almalıyız, emperyalizmi değil.

En Büyük Fakirlik Yalnızlıktır

İslam düşüncesinde insan, yalnız başına kemale ulaşan bağımsız bir varlık olarak değil; aile, komşuluk ve toplum içindeki sorumluluklarıyla anlam kazanan bir varlık olarak değerlendirilir. Kur’an-ı Kerim’de insanların farklı topluluklar hâlinde yaratılmasının amacı “tanışmaları” olarak açıklanırken (Hucurât, 49/13), yakın ve uzak komşuya iyilikte bulunmak da temel ahlaki sorumluluklar arasında sayılır (Nisâ, 4/36). Klasik İslam ahlakındaki ülfet kavramı ise insanların kaynaşmasını ve dayanışma içinde yaşamasını ifade eder. Bu anlayışa göre aidiyet geçici bir duygusal ihtiyaç değil; insanın şahsiyetini, huzurunu ve toplumsal sorumluluk bilincini geliştiren temel bir hayat bağıdır.

Komşuluk Neden Millî Güvenlik Meselesidir?

Komşuluk yalnızca kültürel bir değer değil; afet, salgın, suç ve dezenformasyon karşısında toplumsal dayanıklılığı artıran bir güvenlik unsurudur. Araştırmalar, güçlü yerel bağların afet sonrasında toparlanmayı kolaylaştırdığını ve mahallelerde şiddet suçlarının azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Ancak komşuluk devletin görevlerinin alternatifi değil, kamu kapasitesini tamamlayan bir dayanışma ağıdır.
Millî güvenlik sınırda başlar; birbirinin kapısını çalabilen insanların yaşadığı mahallelerde güçlenir.

Baba Devlet Nasıl Olmalı?

Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde “baba devlet”, yalnızca iş sağlayan değil, vatandaşın refah seviyesini güvence altına alan devlettir. Vatandaşlık maaşı milletin ülke kaynaklarından aldığı pay; ev hanımı maaşı ise görünmeyen ev içi emeğin karşılığıdır. Bu sosyal destekler doğru üretim politikalarıyla birlikte uygulandığında aileyi güçlendirir, iç talebi ve millî üretimi canlandırır, sosyal dışlanmayı ve yalnızlığı azaltır.
Baba devlet sadaka dağıtmaz; vatandaşına hakkını verir.

Sosyal Medya Sosyal Hayatı Bitiriyor mu?

Sosyal medyanın yalnızlık üzerindeki etkisi kullanım biçimine göre değişiklik gösteriyor. Mesajlaşma ve buluşma planlama gibi aktif kullanım sosyal ilişkileri destekleyebilirken, başkalarının hayatlarını sürekli izlemeye dayanan pasif kullanım; sosyal karşılaştırma ve yalnızlıkla ilişkilendiriliyor.
Asıl sorun sosyal medyanın varlığı değil, yüz yüze iletişimin yerini almasıdır. Teknoloji bizi birbirimize bağlayabilir; fakat hiçbir ekran gerçek dostluğun ve göz göze kurulan iletişimin yerini tutamaz.

Mahalleyi Kaybettik

OECD’nin “sosyal altyapı” kavramı; park, kütüphane, okul, ibadethane, mahalle esnafı ve ortak yaşam alanlarının toplum sağlığı açısından önemini ortaya koyuyor. Şehirler büyürken insanların karşılaşabileceği ücretsiz ve erişilebilir alanlar azalıyor; mahalle fiziksel olarak varlığını sürdürse de komşuluk ve aidiyet duygusu zayıflıyor.
Yalnızlığın nedeni yalnızca bireysel tercihler veya dijitalleşme değildir; insanları birbirinden uzaklaştıran şehir düzenidir. Biz yalnızca komşularımızı değil, mahalleyi kaybettik.

Yoksulluk Sadece Cebi Boşaltmıyor

Açlık sınırının altında kalan ücretler, insanları yalnızca temel ihtiyaçlarından değil, sosyal hayattan da uzaklaştırıyor. OECD verileri, en düşük gelir grubundakilerin en yüksek gelir grubuna göre 6,2 kat daha fazla yalnızlık bildirdiğini gösteriyor.
Yoksulluk, cebi boşaltırken insanın çevresini, aidiyetini ve toplumla bağını da daraltıyor.

Telefonlarımız Arttı, Dostlarımız Azaldı

OECD’nin 2025 raporu, 2006’dan bu yana aile ve arkadaşlarla yüz yüze görüşmeler azalırken telefon ve internet üzerinden iletişimin arttığını gösteriyor. Ancak bağlantıda olmak, gerçek anlamda bağlı hissetmek anlamına gelmiyor. Sorun teknoloji değil; dijital iletişimin yüz yüze dostlukların yerini almaya başlamasıdır.

Gençleri Yalnızlıktan Nasıl Kurtarırız?

OECD verileri, gençlerin yoğun iletişim imkânlarına rağmen giderek daha yalnızlaştığını gösteriyor. Çözüm; gençlere yalnızca sosyalleşmelerini tavsiye etmek değil, onları ailede değerli, okulda aidiyet sahibi, üretimde etkin ve ülkenin geleceğinde söz sahibi hâle getirmektir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın yaklaşımıyla gençlere bir ideal, sorumluluk ve ekonomik güvence sunulmalıdır.

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi