22 February 2026 Sunday

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Değişmeyen Çizgi, Değişen Türkiye

Türkiye, son yirmi yılda siyasal söylemlerden ekonomik tercihlere, kimlik tartışmalarından devlet-toplum ilişkilerine kadar çok yönlü ve derin bir dönüşüm sürecinden geçti. Değişen yalnızca iktidarlar ya da politikalar olmadı; kavramlar yer değiştirdi, değerler aşındı, ezberler bozuldu. Tam da bu hızlı değişim atmosferinde, asıl dikkat çekici olan ise bazı siyasal aktörlerin değil değişmesi, ısrarla aynı yerde durmasıdır. […]

BTP’yi Siyasetin Yeni Merkezine Taşıyan Dinamikler

Bağımsız Türkiye Partisi’nin son yıllarda artan toplumsal görünürlüğü, yalnızca bir lider etkisiyle açıklanamaz. Türkiye’de ekonomik sıkışma, mevcut siyasal dengelerin tıkanması, gençlerin yeni bir temsil arayışı ve sosyal devlet talebinin yükselmesi; BTP’nin politik söylemiyle örtüşen yapısal dinamikler oluşturdu. Özellikle Milli Ekonomi Modeli’nin sosyal devlet vurgusu, vatandaşlık maaşı, ev kadınlarına ekonomik güvence ve orta sınıfı yeniden kurma iddiası, ekonomik kriz yaşayan geniş kesimlerde karşılık buluyor.
Ayrıca partinin genç kadrolarla yenilenen iletişim dili, Atatürkçü çizgi ile sosyal ekonomik projeleri birleştiren siyasal yaklaşımı, BTP’yi geleneksel siyasi eksenin dışından merkeze taşıyan önemli faktörler arasında yer alıyor.
Bugün BTP’ye gösterilen ilginin temelinde, mevcut politik aktörlerin çözemediği sorunlara karşı “yeni, uygulanabilir ve bütüncül bir reçete” arayışı var.

Atatürk Modeli Neden Hâlâ Tek Çözüm?

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu dini, jeopolitik ve toplumsal tartışmalar; siyasal İslam söylemleri, kimlik temelli ayrışmalar ve dış müdahaleler, ülkenin yönünü yeniden belirleme ihtiyacını gündeme getiriyor. Tarihsel tecrübeler gösteriyor ki, dini söylemlerin siyasete taşınması toplumsal bütünlüğü zedeleyerek ümmet–millet ayrımını keskinleştirebiliyor. Bu süreç, Milli Mücadele döneminde de yaşanmış; “hilafet ordusu” propagandasına rağmen Anadolu halkı, Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında birleşerek ulusal egemenliği esas almıştı.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce FETÖ yapılanmasına yönelik uyarıları ve dinler arası diyalog eleştirileri, devlet aklının nasıl işletilmesi gerektiğine dair önemli bir birikim sunuyor. Bu çerçevede “Atatürk Modeli”nin hâlâ tek çözüm olarak görülmesinin nedeni; laiklik, milli kimlik ve üniter devlet yapısını koruması, uluslararası baskılara karşı toplumsal dayanıklılık üretmesi ve Türkiye’yi medeniyetler arası rekabetin nesnesi değil, öznesi hâline getirebilmesidir.

Bugün yaşanan tartışmaların tamamı —ümmet söylemi, kimlik politikaları, dış güçlerin etkisi ve jeopolitik manipülasyonlar— Atatürk’ün kurduğu devlet modelinin neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu yeniden göstermektedir.

Bahis Fırtınasının Altında Ne Var?

• Türkiye’deki bahis operasyonları yalnız suçla mücadele değil, finans akışını yeniden düzenleme hamlesi olarak okunmalı.
• Körfez ülkelerinin spor ve finans yatırımları, bölgedeki sermaye dengelerini değiştiriyor.
• Spor endüstrisi küresel ölçekte finansal bir ekosisteme dönüşmüş durumda.
• Türkiye’nin bu süreçte oyun kurucu mu yoksa piyon mu olacağı belirleyici olacak.
• Tartışma, üç-beş operasyon değil; Türkiye’nin ekonomik egemenliği meselesidir.

İstikbal Biziz, Biz Geleceğiz

BTP, 9. Olağan Büyük Kongresi’ni “İstikbal Biziz, Biz Geleceğiz” sloganıyla gerçekleştiriyor. Hüseyin Baş’ın tek aday olduğu kongreye yoğun katılım bekleniyor. Bu kongre, Haydar Baş’ın bıraktığı mirasın güncellenerek geleceğe taşınacağı; projelerin, çözüm önerilerinin ve büyük birlik mesajlarının öne çıkacağı bir buluşma niteliğinde.

Din, Jeopolitik ve Türkiye

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu gelişmeleri sağlıklı değerlendirebilmek için meselelere parçalı biçimde değil, bütünsel ve stratejik bir perspektifle yaklaşmak gerekiyor. Papa XIV. Leo’nun İznik’te yönettiği ayin de bu çerçevede yalnızca dinî bir etkinlik değil, tarihsel ve jeopolitik bağlamı olan bir gelişme olarak ele alınmalıdır. Sosyal medyada Papa’nın Türk bayrağına eğilerek selam vermesi bazı çevrelerde “Türkiye’ye […]

Ümmet Söylemi ve Türkiye’nin Milli Kimlik Sınavı

Öcalan’ın ‘ümmet’ söylemi ile Papa’nın Anadolu’yu yeniden teolojik merkez hâline getiren hamlesi aynı denklemde buluşuyor.
Türkiye’yi dine sıkıştırılmış tartışmalarla yönlendirmek isteyenlere karşı tek çıkış: Atatürk’ün kurduğu Müslüman Türk kimliğinin birleştirici çizgisi.

Papa XIV. Leo’nun İznik Adımı: Teoloji, Sembol ve Jeopolitik Bir Hatırlatma

Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti ve İznik’teki konsil ayini, sadece dini bir tören değil; tarihsel sembollerle örülü stratejik bir hamledir. 28 Kasım tarihinin seçilmesi, İznik Konsili’ne yapılan açık gönderme ve ekümeniklik tartışmasının yeniden canlandırılması, Vatikan’ın uzun soluklu “Kiliseler Birliği” projesinin güncellenmiş bir adımıdır. ABD Büyükelçisi’nin Ruhban Okulu için verdiği tarih ise sürecin diplomatik ayağını göstermektedir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin üniter yapısı ve Lozan dengeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir jeopolitik zemine işaret ediyor.

Dizilerle Devlet Yönetimi Olmaz: İznik Ayini ve Tepki Yönetiminin Yeni Modeli

İznik’te Haçlı Seferleri’nin başlatıldığı 27 Kasım’ın yıl dönümünde yapılan ayine izin verilmesi, Türkiye’nin egemenlik alanını ilgilendiren ciddi bir konudur. MHP’nin ayinden sonra tepki göstermesi ve “Kuruluş Orhan dizisini izleyin” tavsiyesi, toplumsal hassasiyetin kültürel araçlarla yönetilmeye çalışıldığı izlenimini doğuruyor. Oysa bir devletin egemenlik hakları dizilerle değil, hukuk, diplomasi ve kararlı devlet politikalarıyla korunur. Bugün mesele sembolik bir tören değil; Türkiye’nin Lozan çizgisini koruyup korumayacağıdır.

Tarihsel Adlar ve Güncel Talepler: Osmanlı’daki “Kürdistan” Tartışması Ne Anlama Geliyor?

Osmanlı’da “Kürdistan”, “Lazistan”, “Arnavudluk”, “Rumeli” gibi bölge adlarının kullanılması, bugünkü anlamıyla “etnik özerklik” veya “resmî dil” uygulaması değildir. Osmanlı idarî sistemi, modern ulus-devlet anlayışından tamamen farklı olarak coğrafi tanımlara dayanan bir düzenlemeydi. Bu isimler, o bölgede yaşayan halkların etnik kimliğini değil, bölgenin coğrafi ve idarî karakterini ifade ediyordu. Nitekim Osmanlı arşivlerinde Kürtçenin “resmî dil” olarak kabul edildiğine dair hiçbir kayıt yoktur. Devletin tek resmî dili her dönem Türkçe (Osmanlıca) olmuştur.

Bugün “tarihsel özerklik” iddialarıyla gündeme getirilen talepler, modern dönemde etnik zeminde yeni bir kimlik mühendisliği oluşturma çabasının parçası hâline getirilmek istenmektedir. Oysa tarihî gerçeklik, Osmanlı’nın çok milletli yapısını korurken siyasi bütünlüğü merkezi otoriteyle sağladığını, etnisite temelli bir siyasal model benimsemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Büyük Resim: BOP’tan İznik Ayinine Uzanan Sessiz Kuşatma

Türkiye bugün birbirinden bağımsız gibi görünen fakat aynı jeopolitik hattın parçaları olan gelişmelerle karşı karşıya: BOP’un güncellenmiş versiyonu, dinlerarası diyalog, ekümeniklik girişimleri, Heybeliada Ruhban Okulu tartışmaları, İznik’te Papa XIV. Leo’nun sembolik ayini, İmralı eksenli mesajlar ve Apo’nun “umut hakkı” söylemi… Tüm bunlar, Türkiye’nin Lozan’da çizilen çerçevesini gevşetmeye, üniter yapıyı esnetmeye ve kimlik merkezli yeni bir toplumsal model dayatmaya yönelik dış kaynaklı mühendisliğin işaretleridir.
Bu süreçte FETÖ’nün yok edilmesine rağmen diyalog projelerinin devam etmesi, benzer fikirlerin farklı aktörlerle yeniden dolaşıma sokulduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin bu tablo karşısında ihtiyacı; Lozan bilinci, üniter devlet aklı, Müslüman Türk kimliğinin birleştirici çerçevesi ve bağımsızlık ilkesine dayalı sağlam devlet refleksidir.

Taşımalı Eğitim ve Köy Öğretmeninin Kayıp Rolü

Bu yazı, taşımalı eğitim, köy okullarının kapanması, öğretmenin köyden çekilmesi ve öğretmenlik mesleğinin değersizleşmesi üzerine odaklanan bütüncül bir değerlendirme sunuyor. Türkiye’de köy okullarının 20 yılda büyük oranda kapanması, taşımalı eğitimin kırsalı boşaltması, öğretmen–imam–muhtar üçlüsünden oluşan geleneksel köy güvenlik ağının dağılması ve öğretmenin toplumsal rehberlik rolünün kaybı, eğitimdeki yapısal çöküşün temel sebeplerini oluşturuyor.

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi