22 February 2026 Sunday

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Türkiye Siyasetinde Yeni Dönem

Türkiye’de siyaset artık tek merkezli bir güç yapısıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir hâle geldi. Görünen siyasi aktörlerin arkasında, birbirine temas eden çoklu güç odakları dengeleri belirliyor. Oligarşik yapının derinleştiği bu süreçte, kurumlara olan güven azalırken halk kendini karar süreçlerinin dışında hissediyor. Bu tablo, siyasette gerçek dönüşümün milleti merkeze alan şeffaf ve adil bir düzenle mümkün olabileceğini gösteriyor.

Türkiye Tek Adam Rejiminden Çok Adam Dönemine mi Geçti?

Türkiye’de siyaset artık tek merkezden değil, çoklu güç odakları arasında yürüyen görünmez bir mücadeleyle şekilleniyor. Siyaset–yargı–sermaye eksenlerinde yaşanan yeniden yapılanma, toplumda derin bir güven krizini tetikliyor. Kurumlara güvenin dibe vurduğu, siyasetin yönünü kaybettiği bu dönemde en büyük ihtiyaç, milleti yeniden merkeze alan ve adaleti esas alan bir yönetim anlayışının inşasıdır. Çünkü hiçbir oligarşik yapı, milletle bağını kopardığında uzun süre ayakta kalamaz.

Tuz Koktu: Türkiye’de Güven Krizi Derinleşiyor

Yazı, Türkiye’de siyasetten adalete, ekonomiden spora kadar her alanda yaşanan güven erozyonunu ele alıyor.
Artık hiçbir olay toplumda kalıcı bir etki yaratmıyor; adalet duygusu, kurumlara güven ve toplumsal vicdan zedelenmiş durumda.
“Tuz koktuğunda alt katmanlar da kokar” vurgusuyla, yukarıdaki çürümelerin halkın yaşamına nasıl yansıdığını anlatıyor.
Çözüm olarak, sistemin değil vicdanın yeniden inşası öneriliyor.

Yönünü Kaybeden Siyaset

Yazı, Türkiye’de siyasetin yönünü kaybettiği, kamplaşmanın düşünmeyi gölgelediği bir döneme girildiğini vurguluyor. Eskiden büyük yankı uyandıracak olayların artık toplumda tepki yaratmadığını; özellikle adalet sistemine ve devlet kurumlarına duyulan güvenin ciddi biçimde zedelendiğini dile getiriyor. ASAL ve Türkiye Raporu gibi araştırmalardan verilerle desteklenen yazı, bu güven erozyonunun yalnızca bugünü değil, ülkenin geleceğini de tehdit ettiğini belirtiyor. Ardından küresel siyasette artan merkezileşmeye, dış merkezlerden alınan meşruiyet arayışına ve “küresel vatandaşlık” adı altında ulusal kimliğin aşındırılmasına dikkat çekiyor. Yazı, “Ulusal egemenlik mi, küresel uyum mu?” sorusunu temel mesele olarak öne çıkarıyor.

Yerelde Sarsılan Dengeler

Kilis’te üç CHP’li belediye meclis üyesinin istifası, sadece yerel bir gelişme değil, Türkiye genelinde yerel yönetimlerin yeniden şekillendiği sürecin küçük bir yansıması olarak değerlendirilebilir mi? Her ne kadar bazı çevreler bu durumu parti içi çekişme olarak yorumlasa da, yaşananlar “yerel yönetim sistemi değişikliğine zemin mi hazırlanıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

EastMed: Bir Enerji Hattından Fazlası

EastMed boru hattı artık yalnızca bir enerji projesi değil, bölgesel egemenliğin yeni adı. ABD’nin doğrudan inşa etmek yerine yönlendirme stratejisiyle şekillenen bu hat, Türkiye’yi dışlayarak Akdeniz’in merkezinde yeni bir güç dengesi kuruyor. Ancak Türkiye’nin onayı olmadan bu hattın ilerlemesi coğrafi olarak mümkün değil. Mesele boru hattı değil, egemenlik hattıdır.

Kıbrıs: Hazar–Akdeniz Hattının Güney Ucu

ABD’nin “Hazar’dan Akdeniz’e uzanan Türkiye–İsrail iş birliği” söylemi, yalnızca bir diplomatik öngörü değil; Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hattında dış vesayet altına alınma riskinin açık göstergesi.
Kıbrıs’ta federatif yapı yeniden gündeme gelirken, EastMed projesiyle Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini sessizce daraltılıyor.
Dünkü yazımızda Hazar merkezini ele almıştık; bugün Kıbrıs merkezinde tablo daha da net: Türkiye kendi haritasını mı çizecek, yoksa başkalarının kaleminden mi okuyacak?
Yarınki yazımızda EastMed Projesi’ni tüm yönleriyle masaya yatıracağız.

Tom Barrack’ın Hazar–Akdeniz Çizgisi: Türkiye Haritasını Kim Çiziyor?

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Hazar Denizi’nden Akdeniz’e Türkiye–İsrail iş birliği göreceksiniz” açıklaması, yalnızca bir öngörü değil; Türkiye’nin jeopolitik rotasının dışarıdan yeniden çizilmesi anlamına geliyor.
Zengezur’dan Kıbrıs’a uzanan bu hatta ABD’nin kontrolü, Türkiye’nin özne olmaktan çıkıp araç hâline gelmesi riskini taşıyor. Tarih tekerrür ediyor: Bağdat Demiryolu nasıl Almanya’nın nüfuz hattı olduysa, bugün Zengezur da “Trump Koridoru”na dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Cumhuriyet’in 102. Yılında Verilen ve Verilmeyen Mesajlar

Cumhuriyet’in 102. yılı, siyasetin yeniden fotoğraflar üzerinden şekillendiği bir döneme işaret ediyor.
Beştepe’de verilen resepsiyon fotoğrafı, kutlamadan çok meşruiyet arayışının sembolü hâline geldi.
Ancak Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temeli, fotoğraflarda değil, birlik bilincinde yatıyor.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı; kavga değil, ortak paydada buluşan bir siyaset dilidir.
Çünkü Cumhuriyet’in teminatı bir partinin değil, milletin birliğinin eseridir.

Cumhuriyet, Yalnız Bir Yönetim Değil, Bir Bilinçtir

Cumhuriyet’in ilanı, sadece bir rejim değişikliği değil, Türk milletinin yeniden özneleşmesidir.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, halkın iradesini devlet aklıyla birleştiren bir sistemdir.
Bugün hâlâ ayakta olan kurumlar, bankalar, fabrikalar ve bilim merkezleri bu bilincin eseridir.
Cumhuriyet, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de en güvenilir teminatıdır.

Cumhuriyet Yaşar, Çünkü Milleti Yaşıyor

“Türkiye’nin Kalbi Sağlamdır”
Bazen ülkeler de insanlar gibi hastalanır; krizler yaşar, nefesi daralır, nabzı düşer.
Ama eğer kalbinde hayat varsa, o hasta yeniden ayağa kalkar.
Türkiye’nin kalbi sağlamdır.
Çünkü Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bu milletin damarlarına işlemiştir.
Bu millet yaşadığı sürece, o kalp hep atmaya devam edecek. ❤️🇹🇷

Elazığ’ın Ruhu, Merhametin Gücü: Dünden Bugüne “Geleceği Savunmak”

BTP’nin yürüttüğü “Geleceği Savunmak” programı, tam da bu anlayışın sahadaki karşılığıdır.
Uyuşturucu, kumar, sanal bahis ve dijital bağımlılığa karşı yalnızca uyarı değil; çözüm, farkındalık ve umut sunmaktadır.
Bu mücadele, Mazhar Osman’ın 1920’de kurduğu Hilâl-i Ahdar’ın (Yeşilay) ruhuyla, fakat 21. yüzyılın gerçeklerine göre yeniden yorumlanıyor.

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi