Tarımsal Destek, Büyüme ve Milli Ekonomi Modeli Yüklenme tarihi 25 Şubat 202625 Şubat 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Viyana’da gerçekleştirilen 11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde yapılan bir sunum, ideolojik tartışmaların ötesine geçerek meseleyi doğrudan veriyle ele aldı. Bosna Hersek’ten Prof. Dr. Almir Alihodzic’in OECD ülkelerinin 2000–2021 dönemine ait verileriyle yaptığı dinamik panel analiz, tarımsal desteklerin ekonomik büyüme üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koydu. Bu tespit, sıradan bir akademik sonuç değildir. Çünkü uzun yıllardır tarım destekleri, “bütçeye yük”, “verimsiz harcama” ya da “piyasa bozucu müdahale” gibi eleştirilerle karşı karşıya kalmaktadır. Oysa OECD verileri, doğru tasarlanmış destek mekanizmalarının büyümeyi besleyebileceğini göstermektedir. Tartışma böylece soyut ideolojik zeminden çıkarak ampirik gerçekliğe taşınmıştır. Sunumda yalnızca tarımsal desteklerin değil, sermaye birikiminin ve dışa açıklığın da büyümeyi desteklediği, buna karşılık enflasyonun büyüme üzerinde negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu belirtildi. Bu çerçevede üç temel sonuç dikkat çekmektedir: üretim desteklenirse büyüme hızlanır; yatırım ve entegrasyon süreci büyümeyi besler; fiyat istikrarı ise sürdürülebilirlik için vazgeçilmezdir. Tarımsal destek meselesini burada doğru konumlandırmak gerekir. Tarım yalnızca bir sektör değildir. Gıda güvenliği sağlar, sanayiye hammadde sunar, kırsal istihdam yaratır ve gelir çarpanı yoluyla iç talebi güçlendirir. Tarıma verilen destek, eğer üretkenliği artırıcı nitelikteyse, etkisi sadece kırsalda kalmaz; ekonominin geneline yayılır. OECD ülkelerinin verileri, bu çarpan etkisinin makro düzeyde karşılığını göstermektedir. Tam da bu noktada Milli Ekonomi Modeli ile bağ daha net kurulmaktadır. Model, devleti yalnızca düzenleyici bir aktör olarak değil, üretimi yönlendiren ve stratejik sektörleri destekleyen bir unsur olarak konumlandırır. Üretim–destek–büyüme dengesine dayalı yaklaşım, kamu müdahalesinin büyüme karşıtı değil, doğru tasarlandığında büyümenin katalizörü olabileceğini savunur. Viyana’daki sunum, bu önermenin ampirik zeminde karşılık bulduğunu göstermektedir. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Her destek programı büyüme üretmez. Destek, tüketim transferine dönüşürse ya da verimsiz alanlara yönlendirilirse maliyet üretir. Buna karşılık teknoloji kullanımını teşvik eden, verimliliği artıran, küçük üreticiyi sistem içinde tutan ve üretim kapasitesini genişleten destekler büyümeyi besler. Dolayısıyla mesele “destek var mı yok mu?” sorusu değil; “destek nasıl tasarlanıyor?” sorusudur. Enflasyon bulgusu da ayrı bir önem taşımaktadır. Yüksek enflasyon ortamında verilen desteklerin reel etkisi erir. Üretici maliyet baskısı altında kalır ve destek mekanizması nötralize olur. Bu nedenle üretim politikası ile fiyat istikrarı arasında koordinasyon şarttır. Arz yönlü genişleme sağlanmadan sadece parasal sıkılaştırmaya dayalı bir mücadele, büyüme üzerinde baskı oluşturabilir. Sermaye birikimi ve dışa açıklık bulguları da tek başına okunmamalıdır. Dışa açıklık, üretim altyapısı güçlü ülkelerde büyümeyi destekler; zayıf altyapıya sahip ülkelerde ise ithalat bağımlılığını artırabilir. Bu nedenle destek mekanizması, ulusal üretim kapasitesini güçlendiren bir stratejiyle bütünleşmelidir. Türkiye açısından tablo daha da anlamlıdır. Gıda enflasyonu, kırsal göç, artan üretim maliyetleri ve ithalat bağımlılığı; tarımın yalnızca sosyal bir alan değil, makroekonomik istikrar unsuru olduğunu göstermektedir. Viyana’daki sunumun ortaya koyduğu gerçek şudur: Üretimi destekleyen kamu politikaları, doğru tasarım ve fiyat istikrarıyla birlikte uygulandığında büyüme ile çelişmez; aksine onu besler. Veri, ideolojik polemiklerden daha güçlüdür. Ekonomik modeller ancak sahadan ve istatistikten geçtiklerinde kalıcı olur. Bu kongrede ortaya konan bulgular, üretim odaklı yaklaşımın yalnızca bir söylem değil, ölçülebilir sonuçlara sahip bir çerçeve olduğunu göstermiştir. Artık mesele şudur: Ekonomi güçlü büyüsün istiyorsak, tarım üreticisine verilen destek bir lütuf değil, zorunluluktur. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp