4 August 2026 Tuesday

Telefonlarımız Arttı, Dostlarımız Azaldı

Eskiden bir dostun sesini duymak için ev telefonunu arar, kapısını çalar veya buluşacağımız yeri önceden kararlaştırırdık. Bugün ise dünyanın öbür ucundaki bir insana saniyeler içinde ulaşabiliyoruz.

Telefonlarımız daha akıllı, iletişimimiz daha hızlı, çevrim içi çevremiz daha kalabalık…

Fakat birbirimize gerçekten daha yakın mıyız?

OECD’nin 2025 yılında yayımladığı “OECD Ülkelerinde Sosyal Bağlar ve Yalnızlık” raporu, bu soruya düşündürücü bir cevap veriyor: Uzaktan iletişim artarken yüz yüze görüşmeler azalıyor.

Aynı masadan aynı ekrana

OECD, 21 Avrupa ülkesindeki sosyal ilişkilerin değişimini 2006, 2015 ve 2022 verileri üzerinden inceliyor.

Aynı evde yaşamayan aile üyeleriyle her gün yüz yüze görüşenlerin oranı 2006’da yüzde 17 iken 2022’de yüzde 11’e gerilemiş. Arkadaşlarıyla her gün buluşanların oranı ise yüzde 21’den yüzde 12’ye düşmüş.

Buna karşılık telefon, mesajlaşma ve internet üzerinden kurulan iletişim artmış. Ailesiyle her gün uzaktan iletişim kuranların oranı yüzde 23’ten yüzde 29’a, arkadaşlarıyla iletişim kuranların oranı da yüzde 24’ten yüzde 28’e yükselmiş.

Yani ailemiz ve arkadaşlarımızla daha az buluşuyor; fakat onları daha fazla arıyor ve onlara daha çok mesaj gönderiyoruz.

Bu veriler, “telefonlar arttığı için dostluklar azaldı” demek için tek başına yeterli değildir. Şehirleşme, uzun çalışma saatleri, ulaşım güçlükleri, ailelerin farklı şehirlere dağılması, ekonomik şartlar ve pandemi de yüz yüze görüşmelerin azalmasında rol oynuyor.

Ancak rakamların gösterdiği bir gerçek var: İletişim biçimimiz değişiyor.

Bağlantıdayız ama bağlı mıyız?

Telefon rehberimizde yüzlerce kişi olabilir. Sosyal medya hesaplarımızı binlerce kişi takip edebilir. Gün boyunca onlarca mesaj alabiliriz.

Fakat zor bir günümüzde arayabileceğimiz kaç kişi var?

OECD raporuna göre insanların üçte ikisinden fazlası ailesi veya arkadaşlarıyla her gün iletişim kuruyor. Buna rağmen her on kişiden biri, ihtiyaç duyduğunda yeterli sosyal destek bulamayacağını düşünüyor. Avrupa’daki 22 OECD ülkesinde insanların yüzde 8’i hiç yakın arkadaşı olmadığını söylüyor.

Demek ki mesele kaç kişiyle iletişim kurduğumuz değil, kurduğumuz ilişkinin niteliğidir.

Bir mesaj göndermekle bir dostun yüzüne bakarak konuşmak aynı şey değildir. Beğeni bırakmakla bir insanın derdini dinlemek de aynı değildir. İnternet üzerinden aynı anda çok sayıda kişiyle yazışabiliriz; fakat hiçbirine gerçekten odaklanmayabiliriz.

Bu nedenle bağlantıda olmak ile bağlı hissetmek arasında önemli bir fark vardır.

Suçlu telefon mu?

Telefonu ve sosyal medyayı bütün sorunların kaynağı ilan etmek kolaycı olur.

Dijital iletişim, başka şehirlerde yaşayan aileleri birbirine bağlıyor. Yurt dışında eğitim gören gençlerin yakınlarıyla görüşmesini sağlıyor. Hareket kısıtlılığı bulunan yaşlılar ve kronik hastalar için önemli bir sosyal destek imkânı sunuyor.

Bilimsel çalışmalar da dijital iletişimin her durumda zararlı olmadığını gösteriyor. Burada belirleyici olan, teknolojinin ne kadar süre kullanıldığından çok, nasıl kullanıldığıdır.

Ailemizle görüntülü konuşmak, gerçek hayattaki arkadaşlarımızla haberleşmek veya ortak bir çalışma yürütmek için kullanılan teknoloji ilişkileri güçlendirebilir.

Buna karşılık saatlerce başkalarının hayatını izlemek, kendimizi sürekli onlarla karşılaştırmak, beğeniler üzerinden değer aramak ve yüz yüze görüşmeleri ertelemek yalnızlık hissini artırabilir.

Problemli sosyal medya kullanımı üzerine yapılan araştırmalar, bu kullanım biçiminin depresyon, anksiyete ve yalnızlıkla ilişkili olduğunu gösteriyor. Ancak ilişkinin yönü kesin değil. Sosyal medya insanı yalnızlaştırabileceği gibi, kendisini zaten yalnız hisseden kişi de sosyal medyaya daha fazla yönelebilir.

Telefon sebep de olabilir, sonuç da…

Pandemi sadece hızlandırdı

Yüz yüze görüşmelerin azalması çoğu zaman Covid-19 salgınına bağlanıyor. Salgının sosyal ilişkileri ciddi biçimde etkilediği kuşkusuzdur.

Fakat OECD verileri, gerilemenin pandemiden yıllar önce başladığını gösteriyor. Aile ve arkadaşlarla günlük yüz yüze buluşmalar 2006’dan 2015’e kadar da azalmıştı.

Pandemi bu değişimi başlatmadı; zaten devam eden eğilimi hızlandırdı.

Uzaktan çalışma, çevrim içi eğitim, internet üzerinden alışveriş ve dijital eğlence hayatımızda kalıcı hâle geldi. Artık birçok ihtiyacımızı evden çıkmadan karşılayabiliyoruz.

Hayatımız kolaylaştı; fakat insanlarla karşılaşma zorunluluğumuz azaldı.

Oysa bazı ilişkiler planlanarak değil, hayatın doğal akışı içinde kurulur. Aynı yolda yürürken, aynı sofraya otururken, okulda, iş yerinde, mahallede veya pazarda karşılaşırken…

Bu karşılaşmalar azaldıkça insanın çevresi geniş görünse bile gerçek sosyal bağı daralabiliyor.

Teknoloji köprü mü, duvar mı?

Mesele telefonu hayatımızdan çıkarmak değildir. Böyle bir öneri ne gerçekçidir ne de gereklidir.

Asıl mesele, teknolojiyi yüz yüze ilişkinin yerine değil, onu desteklemek için kullanmaktır.

Telefon uzaktaki insana ulaşmamızı sağlıyorsa köprüdür. Aynı odadaki insanları birbirinden uzaklaştırıyorsa duvara dönüşür.

Ailelerin aynı sofrada farklı ekranlara bakması, arkadaşların buluştuğunda birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarıyla ilgilenmesi ve çocukların oyun arkadaşlarının yerini ekranların alması yalnızca bireysel tercihler değildir. Bunlar yeni bir toplumsal alışkanlığın işaretleridir.

İnsan yalnızca konuşmaya değil; görülmeye, dinlenmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar.

Bunun için de aynı mekânı, aynı zamanı ve bazen aynı sessizliği paylaşmak gerekir.

Telefonlarımız arttı. İletişimimiz hızlandı. Mesafeler kısaldı.

Şimdi yeniden dostlarımızı çoğaltmanın ve birbirimize gerçekten yaklaşmanın yollarını aramalıyız.

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
guest

0 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi