Yoksulluk Sadece Cebi Boşaltmıyor Yüklenme tarihi 5 Ağustos 20262 Ağustos 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Açlık sınırı 36 bin 940 lira, yoksulluk sınırı 120 bin 325 lira olarak açıklandı. Buna karşılık asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira… BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, son paylaşımında bu rakamları yan yana koyarak ekonomideki tabloyu çarpıcı bir karşılaştırmayla anlattı: Beş emekli aylığı bir araya geldiğinde ancak bir ailenin yoksulluk sınırına ulaşabiliyor. Aynı sınırı yakalamak için 4,2 asgari ücretlinin bütün kazancını birleştirmek gerekiyor. Daha vahimi, asgari ücret açlık sınırının 8 bin 865 lira; en düşük emekli aylığı ise 13 bin 388 lira altında kalıyor. Hüseyin Baş’ın ifadesiyle: “Alın size ekonominin resmi!” Ancak bu resimde yalnızca boşalan pazar arabaları, küçülen sofralar ve ödenemeyen faturalar yok. Yoksulluk, insanın sosyal çevresini ve toplumla kurduğu ilişkiyi de sessizce daraltıyor. İnsan önce harcamalarını azaltıyor. Ardından dışarı çıkmayı, dostlarıyla buluşmayı ve bir davete katılmayı erteliyor. Bir süre sonra davetlere mazeret üretmeye, en sonunda da hiç görünmemeye başlıyor. Böylece yoksulluk yalnızca cebi değil, insanın çevresini de boşaltıyor. OECD’nin 2025 tarihli “OECD Ülkelerinde Sosyal Bağlar ve Yalnızlık” raporu, gelir düzeyi ile yalnızlık arasındaki farkın tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu gösteriyor. OECD ülkelerinde en düşük gelir dilimindekilerin yüzde 13’ü kendisini yalnız hissederken, en yüksek gelir diliminde bu oran yalnızca yüzde 2. Başka bir ifadeyle, en düşük gelir grubundakiler en yüksek gelir grubundakilere göre 6,2 kat daha fazla yalnızlık bildiriyor. Alt gelir grubundakilerin yüzde 14’ü, ihtiyaç anında güvenebileceği kimsenin bulunmadığını söylüyor. Üst gelir grubunda ise bu oran yüzde 7’de kalıyor. İşsizlerde de benzer bir tablo var. İşsizlerin yüzde 12’si yalnızlık bildirirken çalışanlarda bu oran yüzde 4. İşsizler, çalışanlardan üç kat daha fazla yalnız hissediyor. Bu veriler, yoksulluğun tek başına ve doğrudan yalnızlığa neden olduğunu kanıtlamaz. Çünkü ilişki çift yönlü olabilir. Gelir kaybı insanı toplumdan uzaklaştırabilir; yalnızlık ve bozulan ruh sağlığı da kişinin çalışma hayatında kalmasını zorlaştırabilir. Ancak ortadaki büyük fark, yalnızlığın sadece kişilik özellikleriyle veya bireysel tercihlerle açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü sosyalleşmenin de bir maliyeti var. Bir arkadaşla çay içmek, sinemaya gitmek, düğüne katılmak, çocuğu bir etkinliğe götürmek, akrabayı ziyaret etmek veya evde misafir ağırlamak… Bunların her biri ulaşım, ikram, hediye ya da kıyafet harcaması anlamına geliyor. Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ortamda bunların tamamı ilk vazgeçilenler arasına giriyor. Ekonomik hesaplarda “zorunlu olmayan harcama” olarak görülen sosyal faaliyetler, aslında insanın hayata katılmasını sağlayan temel alanlardır. İnsan bunlardan vazgeçtikçe yalnızca tüketimini azaltmış olmaz; toplum içindeki görünürlüğünü ve ilişkilerini de kaybetmeye başlar. Türkiye İstatistik Kurumu da maddi ve sosyal yoksunluğu hesaplarken yalnızca gıda, ısınma, kıyafet ve borç ödeme gücünü dikkate almıyor. Ayda en az bir kez tanıdıklarla bir araya gelebilmek, ücretli bir boş zaman faaliyetine katılabilmek ve insanın kendisini iyi hissettirecek küçük bir harcama yapabilmesi de ölçüme dâhil ediliyor. Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü resmî istatistikler dahi artık yoksulluğu yalnızca aç kalmak şeklinde tanımlamıyor. Sosyal hayata katılamamak da yoksunluğun bir parçası kabul ediliyor. TÜİK’in 2025 sonuçlarına göre Türkiye’de maddi ve sosyal yoksunluk oranı yüzde 11,9 olarak hesaplandı. Nüfusun yüzde 27,9’u ise yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. İnsanların yüzde 50,5’i evden uzakta bir haftalık tatilin, yüzde 25,1’i beklenmedik bir harcamanın, yüzde 19,6’sı ise evini yeterince ısıtmanın maliyetini karşılayamıyor. Bu rakamların arkasında yalnızca ekonomik değil, sosyal bir geri çekilme de vardır. İnsan bazen parasının olmadığını söylemekten utanır. “Gelemiyorum” der ama neden gelemediğini anlatmaz. Çocuğuna arkadaşının doğum gününe neden katılamayacağını açıklayamaz. Akrabasını yol parası nedeniyle ziyaret edemez. Misafir çağırmaktan kaçınır. Zamanla çevresi onun uzaklaştığını düşünür; o ise kendisini unutulmuş hisseder. Yoksulluk böylece insanın etrafına görünmez bir duvar örer. İşini kaybeden kişi de yalnızca maaşını kaybetmez. Sabah kalkmasını gerektiren düzeni, iş arkadaşlarını, toplum içindeki rolünü ve üretmenin kazandırdığı anlamı da kaybedebilir. Güvencesiz çalışanlar üzerine yapılan bir araştırmada, geçici ve platform temelli işlerde çalışanların ruh sağlığı ve yaşam memnuniyetindeki bozulmanın finansal kırılganlık ve yalnızlıkla bağlantılı olduğu gösterildi. Birleşik Krallık’ta yürütülen güncel bir boylamsal çalışma da ekonomik sıkıntının zaman içinde yalnızlığı artırdığını; yalnızlığın, finansal baskı ile ruh sağlığındaki bozulma arasındaki ilişkinin yaklaşık yüzde 15’ine aracılık ettiğini ortaya koydu. Dolayısıyla yoksullukla mücadeleyi yalnızca gıda kolisi, fatura desteği veya geçici yardımlarla sınırlandırmak yeterli değildir. Bunlar ihtiyaç anında gereklidir; fakat insanı yeniden hayatın içine katmaya yetmez. Sosyal devlet, vatandaşın yalnızca karnını doyurmasını değil, toplum içinde onuruyla yaşayabilmesini de güvence altına almalıdır. Gelir dağılımının düzeltilmesi, istihdamın artırılması ve vatandaşın alım gücünün korunması aynı zamanda yalnızlıkla ve sosyal dışlanmayla mücadeledir. Sorun büyük; fakat çözümsüz değildir. Hüseyin Baş’ın da vurguladığı gibi kaynakların yabancıya ve ayrıcalıklı çevrelere değil, doğrudan milletin kendisine aktığı bir ekonomik anlayışa ihtiyaç vardır. Milli Ekonomi Modeli’nin sosyal devlet yaklaşımı, vatandaşı yardım bekleyen değil; geliri, emeği ve millî kaynaklar üzerindeki hakkı güvence altına alınmış bir birey olarak görür. Çünkü yoksulluk sadece sofradaki ekmeği küçültmez. İnsanın çevresini, hareket alanını, geleceğe güvenini ve toplumla kurduğu bağı da daraltır. Cebi boşalan insanın sandalyesi de sofradan çekiliyorsa, karşımızdaki mesele yalnızca ekonomi değildir. Bu, aynı zamanda bir yalnızlık ve toplumsal dışlanma meselesidir. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAŞFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp