Sırada Kim Var? Yüklenme tarihi 25 Temmuz 202625 Temmuz 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi GeçtiÄŸimiz ay Türkiye’nin gündeminde öğretmenler vardı. Haklarını, özlük taleplerini ve gelecek kaygılarını dile getirmek için meydanlardaydılar. Bugün ise Ankara Güvenpark’ta bu ülke için canını ortaya koymuÅŸ gaziler ve ÅŸehit aileleri nöbet tutuyor. Yarın kim olacak? İşçi mi? Memur mu? Emekli mi? Çiftçi mi? Esnaf mı? Sanayici mi? Tüccar mı? Maalesef bugün Türkiye’de “Benim bir sorunum yok.” diyebilecek neredeyse hiçbir toplumsal kesim kalmadı. Bir tarafta aldığı maaÅŸla ay sonunu getiremeyen emekliler, diÄŸer tarafta geçinemeyen memurlar… Artan maliyetler altında ezilen esnaf, üretmekten vazgeçen çiftçi, yüksek faiz yükü altında yatırım yapamaz hale gelen sanayici ve iÅŸ insanları… Åžimdi de vatan uÄŸruna uzuvlarını kaybetmiÅŸ gaziler, hak ettikleri statü ve özlük hakları için günlerdir Ankara’nın ortasında seslerini duyurmaya çalışıyor. Aslında yaÅŸananlar birbirinden bağımsız olaylar deÄŸil. Bunların tamamı aynı ekonomik anlayışın farklı sonuçlarıdır. Türk siyasi tarihinin en çok hatırlanan sözlerinden biri ÅŸudur: “BoÅŸ tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.” Bu söz sadece mutfaktaki yangını anlatmaz. BoÅŸ tencere; ekonomik adaletsizliÄŸi, gelir dağılımındaki bozulmayı ve devletin vatandaşına karşı görevlerini yerine getirememesini de anlatır. Bugün insanlar sadece daha fazla maaÅŸ istemiyor. Adalet istiyor. EmeÄŸinin karşılığını istiyor. İnsanca yaÅŸayabileceÄŸi bir düzen talep ediyor. Gazilerin “EÅŸit statü, eÅŸit hak” talebi de aslında bunun baÅŸka bir ifadesidir. Bugün devlet, neredeyse her kesime “Kaynak yok.” cevabını veriyor. Peki gerçekten kaynak mı yok? Türkiye’nin sorunu kaynak yetersizliÄŸi deÄŸildir. Sorun, mevcut kaynakların nasıl üretildiÄŸi ve nasıl paylaşıldığıdır. Faize ayrılan yüz milyarlarca lira, üretim yerine tüketime dayalı ekonomik model, ithalata bağımlı sanayi ve yüksek vergi yükü… Bütün bunlar devletin sosyal yükümlülüklerini yerine getirmesini her geçen gün daha da zorlaÅŸtırıyor. Sonuçta herkes kendi hakkını almak için meydanlara çıkmak zorunda kalıyor. Oysa güçlü devlet, vatandaşını meydanlarda hak aramak zorunda bırakan devlet deÄŸildir. Güçlü devlet, vatandaşının hakkını o meydanlara çıkmadan teslim eden devlettir. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin yeni bir ekonomik anlayışa ihtiyacı olduÄŸu açıkça görülmektedir. Prof. Dr. Haydar BaÅŸ’ın ortaya koyduÄŸu Milli Ekonomi Modeli, yalnızca ekonomik büyüme hedefleyen bir sistem deÄŸildir. İnsanı merkeze alan, üretimi esas alan ve sosyal devleti güçlendiren bir modeldir. Bu modelde devlet, para üretme yetkisini millet adına kullanır; ekonomiyi yalnızca piyasaların insafına bırakmaz. Senyoraj hakkını kamunun refahı için deÄŸerlendirir, üretimi ve istihdamı destekler, gelir dağılımını adalet temelinde düzenler. Böyle bir sistemde gazinin hakkı ile emeklinin maaşı, öğretmenin özlük hakkı ile çiftçinin üretim desteÄŸi birbirine rakip deÄŸildir. Çünkü mesele, mevcut pastayı paylaÅŸmak deÄŸil; üretimi artırarak pastayı büyütmektir. Bugün ise tam tersi yaÅŸanıyor. Ekonomi büyüdüğü söyleniyor ama refah büyümüyor. Rakamlar artıyor ama insanların alım gücü düşüyor. Bu yüzden toplumun her kesimi kendisini maÄŸdur hissediyor. Bağımsız Türkiye Partisi’nin yıllardır söylediÄŸi gerçek bugün sokakta daha net görülüyor. Sorun yalnızca düşük maaÅŸ deÄŸildir. Sorun yalnızca yüksek enflasyon deÄŸildir. Sorun, insanı merkeze almayan ekonomik anlayıştır. Öğretmenin, gazinin, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin, esnafın ve sanayicinin aynı anda sıkıntı yaÅŸadığı bir ülkede artık tek tek sorunları konuÅŸmanın ötesine geçmek gerekir. Çünkü bu artık münferit bir maÄŸduriyet deÄŸil, sistem sorunudur. Türkiye’nin ihtiyacı pansuman tedbirler deÄŸil, köklü bir paradigma deÄŸiÅŸikliÄŸidir. Milli Ekonomi Modeli’nin ortaya koyduÄŸu üretim odaklı, adil paylaşımı esas alan ve sosyal devleti yeniden inÅŸa eden yaklaşım, sadece ekonomik bir tercih deÄŸil; toplumsal huzurun da anahtarıdır. Bugün Güvenpark’ta yükselen ses, aslında sadece gazilerin sesi deÄŸildir. O ses, farklı meydanlarda, farklı meslek gruplarında ve farklı ÅŸehirlerde aynı cümleyi kuran milyonların ortak sesidir: “Biz ayrıcalık deÄŸil, adalet istiyoruz.” Ve adaletin yolu, insanı merkeze alan güçlü bir devlet ve güçlü bir ekonomik modelden geçmektedir. Türkiye’nin buna ihtiyacı var; Bağımsız Türkiye Partisi’nin savunduÄŸu Milli Ekonomi Modeli de tam olarak bunu teklif etmektedir.  Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAÅžFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp