18 Temmuz 2024 Perşembe

Yoksa biz bağımsız değil miyiz?

Irak ve Suriye’ye asker gönderilmesine izin veren Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin süresi, TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylama ile birlikte 30 Ekim 2021’den itibaren 2 yıl daha uzatıldı. İlk olarak 2007 yılında Irak’a asker göndermek amacıyla, 2012 yılında da Suriye iç savaşı sonrası tezkere çıkarılmış idi. 2014 yılında ise hem Suriye hem de Irak’a asker gönderme izni aynı metinde geçerli kılınmış idi. Her 3 tezkerede hep gerekli oldukları dönemlerde birer yıllık sürelerle birkaç kez uzatılmış idi. İlk kez hem Suriye, hem Irak tezkereleri 2 yıllığına uzatıldı.

İktidar ortakları, sürenin iki yıla çıkarılmasının ardında başka nedenler aranmasının gereksiz olduğunu ifade etseler de, insan “inşallah başımıza türlü türlü çorap örmüyorlardır!” demeden edemiyor. Seçimlerin normal vaktinde yapılacağını kabul etsek bile tezkerenin süresi seçim sonrasına kadar geçerli olacak.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bile Suriye lideri Beşar Esad’ın görevden ayrılmasını ülkedeki krizin çözümünün ön koşulu olarak görmediğini tam bundan 4 yıl önce açıklamış idi.

Suriye artık birçok ülke tarafından artık ‘sıcak savaş ülkesi’ olarak değerlendirilmiyor. ‘Esad gitsin-Esad kalsın’ tartışmaları çoktan geride kaldı. Bölge ülkeleri ara bulucular aracılığıyla da olsa Esad ile yani Şam yönetimi ile görüşmelere çoktan başladılar. Belki de Arap ülkeler arasında Şam yönetimine karşı en net tavır sahibi Suudi Arabistan da artık Esad gitmeli söylemlerinden çoktan vazgeçti. Bu yıl yapılan Suriye seçimlerinden bir gün önce, Suriye turizm bakanının Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiğini hatırlayalım. Yani 2 ülke arasında direkt görüşmeler bile başladı. Bu örnekleri artırmak mümkün.

Suriyeliler için de hâlâ Esad vazgeçilmez bir isim. Suriyelilerin çoğunluğu, Esad’a denk alternatif bir isim ortaya çıkmadıkça lider koltuğundaki ismin değişmesinin, ülkeyi daha da ağır bir istikrarsızlık dönemine sürükleyeceğine inanıyor.

Gelelim bizimkilere

Bizim hükümetimiz hala Suriye topraklarında askeri müdahale yapabilme hakkı anlamına gelen Suriye tezkeresini “zaruret” olarak görüyor. Bugüne kadar devam ettirdiğimiz Suriye politikası ile ne kazandık ki; bundan sonra kazanacağız.

Nedense ilk günden itibaren sürdürülen Şam merkezi hükümeti ile diyaloğa geçme yerine; merkezi hükümetin karşısında yer almaya devam ediyoruz.

Daha ilk günden “Esad şu anda Hz. Hüseyin’in rolündedir.” diyerek, farklı çıkışı ile yol gösteren Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza keşke kulak verse idik. Tüm dünya Haydar Hocanın sözüne geldi de. Her nedense bilinmez bizim hükümet hala burnunun dikine gitmeye devam ediyor. Nedir bu açmazlık anlamak mümkün değil?

Yetmedi mi?

Türkiye ve Suriye arasında 1998’de imzalanan Adana Mutabakatı ile elde ettiğimiz kazanımlardan ne kadar çok şey kaybettik. Yetmedi mi daha!

Hani tezkere görüşmelerinde  “Tezkerenin ulusal, bölgesel ve küresel savunma ve güvenlik için zaruret olduğu” belirtiliyor ya.

Zaten biz Adana Mutabakatı ile bu dediğiniz güvenlik kazanımlarını 1998’de kazanmamış mıydık?

Suriye PKK’yi “terör örgütü” olarak tanımış ve faaliyetlerini yasaklamış idi.

Unuttu iseniz hatırlatayım.

Bu mutabakatla başlayan süreçte; 3 Nisan 2007’de Halep Olimpiyat Stadı’nın açılışı Fenerbahçe-Halep Al İttihat maçı ile gerçekleşmiş idi.

21 Aralık 2010’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terör ve Terör örgütlerine karşı Ortak İşbirliği Antlaşması imzalanmış idi.

Aslında bu antlaşma maddelerine yeniden dönülmesi ile;

  • Türkiye-Suriye arasındaki sorunlar çözülür.
  • Sığınmacıların genel kabul ve rıza ile doğdukları topraklara dönüşleri sağlanmış olabilir.

 

Ama bu antlaşma neden uygulanamıyor. Çünkü büyük güçler, BOP yöneticileri bunu istemiyor.

2010 yılında ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun yayınladığı raporda “ilk kez 2003 yılında ortaya atılan, Doğu Akdeniz’in dibindeki kaynaklara ilişkin iddiaların tümüyle gerçek olduğunu, bilgi ve belgelerle ortaya konuluyordu.”

İşte bu rapor büyük fotoğraftan başka bir karenin açığa vurulmasıdır: “Suriye iç savaşının tek nedeni Doğu Akdeniz’in paylaşımıdır.”

Neden biz hala bu büyük fotoğrafı görmüyor da; Şam yönetimi ile görüşmelere başlama yerine, kabul edilen tezkere ile yanlışta ısrar ediyoruz.

Yoksa biz bağımsız değil miyiz?

 

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi  

  

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi