Tasarruf Eden Devlet, FakirleÅŸen Millet? Yüklenme tarihi 14 Temmuz 202613 Temmuz 2026 Yükleyen Ali Bestami Kepekçi Son yıllarda kamuoyunda en çok duyduÄŸumuz kavramlardan biri “tasarruf” oldu. Kamuda tasarruf… Harcamalarda tasarruf… Yatırımlarda tasarruf… Araç alımlarında tasarruf… Temsil giderlerinde tasarruf… Şüphesiz devletin mali disiplin içinde hareket etmesi önemlidir. Kamu kaynaklarının israf edilmemesi, bütçe dengesinin korunması ve gelecek nesillere ağır borç yükü bırakılmaması her sorumlu yönetimin görevidir. Peki aynı soruyu millet adına da sormak gerekmiyor mu? Devlet tasarruf ederken vatandaÅŸ neden rahatlayamıyor? Çünkü mesele yalnızca devletin ne kadar harcadığı deÄŸildir. Asıl mesele, üretilen zenginliÄŸin nasıl oluÅŸtuÄŸu ve nasıl paylaşıldığıdır. Bugün Türkiye ekonomisine iliÅŸkin uluslararası raporlara baktığımızda ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. OECD, Türkiye’nin son yıllarda uyguladığı sıkı maliye ve para politikalarının ekonomik dengelenmeye katkı saÄŸladığını ifade ediyor. Ancak aynı raporda, gelir dağılımını iyileÅŸtiren sosyal transferlerin yetersiz olduÄŸu, vergi ve sosyal yardım sisteminin gelir eÅŸitsizliÄŸini azaltma konusunda OECD ülkeleri arasında en zayıf yapılardan biri olduÄŸu da vurgulanıyor. Ayrıca düşük gelir gruplarına yönelik sosyal korumanın güçlendirilmesi ve kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması öneriliyor. İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor. Devlet tasarruf ederken millet neden hâlâ geçim derdi yaşıyor? Çünkü tasarruf, tek başına refah üretmez. Bir aile düşünün. ElektriÄŸi kısmış… DoÄŸalgazı azaltmış… Yeni eÅŸya almıyor… Ama evin geliri de sürekli düşüyor. Bu aile gerçekten zenginleÅŸmiÅŸ olur mu? Elbette hayır. Yalnızca harcamalarını kısmıştır. Refah ise ancak gelir arttığında oluÅŸur. Devletler için de durum farklı deÄŸildir. Bütçeyi kısmak tek başına kalkınma deÄŸildir. Asıl kalkınma; üretimin artması, sanayinin güçlenmesi, katma deÄŸerin yükselmesi ve vatandaşın gelirinin büyümesiyle mümkündür. Prof. Dr. Haydar BaÅŸ’ın yıllar önce dikkat çektiÄŸi nokta tam da buydu. Ekonomi yalnızca muhasebe iÅŸi deÄŸildir. Ekonomi, insanın hayatını kolaylaÅŸtırma sanatıdır. Vatandaşın cebindeki para erirken, üretim istenen seviyeye çıkmıyorsa, gençler gelecek kaygısı taşıyorsa ve esnaf her gün yeni bir maliyet hesabı yapmak zorunda kalıyorsa; yalnızca “tasarruf ediyoruz” demek toplumun refahını artırmaya yetmez. OECD’nin bir baÅŸka tespiti de dikkat çekicidir. Rapora göre Türkiye’de kamu maliyesinin daha kapsayıcı hâle gelebilmesi için sosyal yardımların güçlendirilmesi, gelir vergisi tabanının geniÅŸletilmesi ve kamu harcamalarının etkinliÄŸinin artırılması gerekiyor. Aynı rapor, düşük gelirli kesimlerin korunmasında doÄŸrudan destek mekanizmalarının daha etkili olacağını ifade ediyor. Bu deÄŸerlendirmeler, yıllardır dile getirilen önemli bir gerçeÄŸi yeniden hatırlatıyor: Bir ekonominin baÅŸarısı yalnızca bütçe açığının azalmasıyla ölçülmez. Asıl baÅŸarı; Annenin pazara giderken fiyat etiketinden korkmaması, Emeklinin ay sonunu hesaplamak zorunda kalmaması, Gencin geleceÄŸini baÅŸka ülkelerde aramaması, Esnafın kepengini umutla açabilmesidir. Ekonomi rakamlardan önce insandır. Bütçe tablolarından önce sofradır. Mali disiplin elbette gereklidir. Ancak üretimle desteklenmeyen, gelir artışı saÄŸlamayan ve vatandaşın alım gücünü yükseltmeyen bir tasarruf anlayışı, refahı kalıcı hâle getiremez. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca harcamaları kısmak deÄŸildir. Türkiye’nin ihtiyacı; daha çok üreten, daha çok kazanan, ürettiÄŸi katma deÄŸeri kendi insanıyla paylaÅŸan güçlü bir ekonomik modeldir. Çünkü mesele yalnızca devletin bütçesini dengelemek deÄŸildir. Asıl mesele, milletin bütçesini güçlendirebilmektir.Kaynaklar OECD Economic Surveys: Türkiye 2025. OECD Revenue Statistics 2025 – Türkiye Country Note. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 Yılı Bütçe Sunumu. OECD, Staying the Course on Macroeconomic Stabilisation. Benzer Yazılar Kırlangıcın hikayesi Yankı Gece ile Gündüzü Nasıl Ayırt Ederiz? Oruçla? HEMEN PAYLAÅžFacebookPinterestTwitterLinkedinEmailWhatsapp