23 Temmuz 2024 Salı

Toprak Satışı Deyip Geçmeyin!

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş bir süre önce başlattığı Türkiye turuna dur durak bilmeden devam ediyor. Sayın Baş’ın Güney Marmara Bölgesi seyahatinde yine ona eşlik ettik. Baş’ın seyahat edilen her noktadaki konuşmaları harika idi ama Çanakkale, bir başka idi. Çanakkale konuşmasının gündeminde ‘Anadolu’yu pay etme mücadelesi’ vardı. Mesela ‘Araplar neden Türkiye’den toprak alıyor?’, Hüseyin Baş Bey buna vurgu yaptı.

Bunu deyince hemen aklıma Filistin toprakları geldi. Nasıl oldu da Filistin toprakları gitti? O dönem, 1850’li yıllar art arda savaşlarla beraber Osmanlı güç kaybetmişti. Anadolu’da tarım alanlarının büyük bölümü hem toprak imtiyazı üzerindeki karışıklık hem de siyasal ve askeri politika yüzünden ekilip biçilemiyordu. Gıda ve hammadde sıkıntısı yaşanıyordu.  

Tam bu sırada Tanzimat Yüksek Kurulu 9 Mart 1857’de iskânla ilgili bir karar alıyor. Sultan imzası ile yayınlanana bu iskân kararnamesinde ‘Sultan’a bağlılık yemini ederek onun tebaasından olmaya, ülke kanunlarına saygı göstermeye hazır olan herkese Osmanlı Devleti’nin kapısının açık olduğu’ ilan ediliyor. Hatta bu konuda Avrupa’da, Amerika’da, birçok ülkede gazetelere ilan veriliyor, ‘Tebaamızdan olmayı kabul ediyorsanız bu bölgeye gelin, yerleşin’ diye; ne olursan ol gel, mantığıyla. Kararnamede ayrıca göç edenlere herhangi bir bedel talep etmeksizin hazineye ait ekilebilir bedava toprakların verileceği, bütün vergilerden ve askerlik hizmetlerinden muaf tutulacakları, gayri Müslimlerin dini örf ve adetlerinin her türlü ihlale karşı korunacağı ifade ediliyor.

Bu kararname üzerine New York’taki Osmanlı temsilcisi Oxford Smith, mektuplar yazarak; devletin European Times’daki ilanlarını okuduğunu, liberal göç politikasıyla ilgili bilgi almak istediğini, pek çok çalışkan ve kararlı insanın özellikle Suriye, Filistin’e yerleşmek istediğini ve bu kişilerin pamuk ekimi düşündüklerini beyan ediyor. Yani diyor ki “Bak, gelecekler ama bunlar; 1. pamuk ekmek istiyorlar, 2. Suriye, Filistin topraklarını istiyor, başka toprağı kabul etmiyorlar. Eğer kabul ederseniz gelecekler” diyor. “Gelsinler” diyoruz, ne olursa olsun gelsinler. Özellikle Rusya’nın o dönemdeki Yahudi politikası nedeni ile o bölgeden inanılmaz bir Yahudi göçü söz konusu oluyor. Tam bir “Açık kapı politikası.”   

Sonuç olarak bu insanlar, özellikle Filistin topraklarında yerleşiyorlar. Osmanlı idaresinin o zaman bir kuralı var, Osmanlı sınırları içerisinde olanların göçüne serbestlik veriyor. Normalde sen diyelim Osmanlı’nın sınırlarındaki uzak bölgedesin “Başka bir bölgeye taşınmana izin veriyorum” diyor. Bu alana daha önce Osmanlı’nın elinde olan ama son dönemde kaybedilen topraklar da dahil ediliyor. Böyle olunca Yahudilerin inançları gereği kutsal gördükleri Filistin bölgesine özellikle yoğunlaştıkları görülüyor. Daha sonra Yahudiler, bölgede toprak da satın almaya başlıyorlar. Filistin bölgesinde devlet kuran İsrail’in; o dönemde bu ilanlarla Türkiye’ye gelen Yahudiler olması gerçekten çok acı.

Yani Osmanlı’nın o zaman ekonomik kriz sonucu; yurt dışından ilanlarla çağırdığı, açık kapı politikasıyla gelen insanlar ne yapıyorlar? Bizim atalarımızın kanları ile kazandıkları bize ait olan toprakları kendilerine bir ülke haline, vatan haline getiriyorlar. Bugün Filistin’de kanayan yaranın özüne gittiğimizde, aslında arka planda bunu oluşturanın Osmanlı’nın kendisi olduğunu çok net görmekteyiz.

İşte bugün de Araplar ya da başka yabancıların Türkiye’nin birçok bölgesinde yoğun toprak alması acaba “tarih tekerrür mü ediyor” diye akla getiriyor. Burada dikkatli olmamız lazım. Yabancıların toprak satımı ile ilgili Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan sınırlamaların birçoğunun mevcut iktidar tarafından kaldırıldığını da anımsatmadan geçmeyelim. Yine o dönemde, o bölgede Abdülhamit döneminde alınan toprakların Araplar tarafından; altınlar karşılığında İngilizlere satıldığını ve İngilizlerin de bu toprakların hakimiyetinde Yahudilerin, İsraillilerin o bölgeye yerleşmesinde önayak olduklarını hepimiz biliyoruz herhalde.

Eğer “Büyük İsrail Projesi” denilen bir proje varsa, eğer bugün bir Filistin sorunu varsa bunun arka planında; Osmanlı Devleti’nin ortaya koyduğu ‘açık kapı politikası’nın çok büyük etkisi vardır.

Hüseyin Baş Bey’in Çanakkale gezisi, Afyon Kocatepe gezisi ve oralara bu konuları gündem etmesi çok büyük bir önem arz etmektedir. Osmanlı’da Düyun-ı Umumiye’nin ortaya çıkması, Osmanlı’nın borçlarını ödeyemeyecek bir hal alması… Tarih gerçekten tekerrür etmektedir.

O gün Mustafa Kemal Atatürk Kuva-yi Milliye hareketini ortaya çıkartmıştır; bugün de Prof. Dr. Haydar Baş Kuva-yi Milliye hareketini ortaya çıkarmıştır. Hüseyin Baş Bey de Prof. Dr. Haydar Baş’ın bıraktığı yerden bayrağı sürüklemeye devam etmektedir.

Nasıl atalarımız bu toprakları bizlere emanet ettilerse; biz de bizden sonraki nesillere bu toprakları emanet etmek zorundayız. Bunun yolu da Mustafa Kemal Atatürk ruhunu, Kuvay-i Milliye ruhunu her zaman ayakta tutmak ve ruhu taşıyanlarla bir ve beraber olmaktır. Ve bilinmelidir ki; Mustafa Kemal Atatürk konusunda söylemleri problemli olanların esas dertleri vatanımızın bütünlüğüdür.

Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

 

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi