18 Temmuz 2024 Perşembe

Z kuşağı Gençlik ve Medya Üzerine Bir Analiz

Son günlerde bir Z kuşağıdır konuşulup gidiliyor. Aslında bu, pazarlamacıların hitap ettikleri müşteri tabanını sınıflandırmak amacı ile oluşturdukları yaş gruplandırmasından başka bir şey değil.

Amaç doğru yaş grubuna, doğru ürünü satmak. Yani pazarlamacıların amaçları ürün reklamlarını tasarlarken ürünün hitap ettiği yaş grubunun özelliklerini dikkate almak, böylece de reklam edilen ürünü, daha büyük kitlelere ulaştırmak.

Z kuşağı nasıl tanımlanıyor? Z kuşağının özellikleri nelerdir?

1990 ya da 2000 yılından sonra doğmuş olanlar Z kuşağı olarak kabul ediliyor. Teknoloji ile oldukça iç içe olan bu nesil, hızlı ve analitik düşünme yetisine sahipler. Özgüvenleri yüksek. Özgürlüklerine ve bağımsız olmaya oldukça düşkünler. Hızlı yaşayıp, hızlı tepki veriyorlar. Haklarını arama konusunda kararlı bir duruşları var. Kendilerine yapılan bir haksızlığa karşı hiç tahammülleri yok. Hayal dünyaları limitsiz. Haklı olduklarına inandıkları konularda asla geri atmıyorlar.

Benim Z kuşağı tanımım biraz farklı. Nasıl mı?

Z kuşağı denilen kişilerin yaş grubuna baktığımızda aslında bizim “delikanlı” dediğimiz yaş grubu olduğunu görürüz. Kanları delidir yani bu yaş grubunun. Deliden kasıt aslında “hesapsızdırlar”. Doğru bildiklerini sonradan ne olacağını hiç düşünmeden söylerler. Bu yaş grubunun “delikanlı” olması aslında milenyum çağına özel değildir, bu insan fıtratı gereği bu yaş grubunun özelliğidir.

Eeee o zaman, bu kadar tantana neden var?

İşte tam da mesele burda. Her zaman gençlik, diğer yaş gruplarından farklı olmuştur. Gençlik hep “delikanlı”dır. Eğer yaşınız daha ileri ise kendi gençliğinizi hatırlayın. Siz de öyle değil miydiniz? O zaman niye bu kadar bu olay gündem oluyor.

İşin aslı nedir?

Son yıllarda medyada çok ciddi değişiklikler oldu. Nerde ise medyanın ayakta kalabilmesi için aynı çizgide yayın yapmak zorunluluk halini aldı. Öyle ya, medyanın gücü belli. Siz ne yaparsanız yapın, medya sizi duyurmazsa yaptıklarınız nafile. Ve bunu yapmayan medya kuruluşları ya yok oldu, ya da “Ana Akım Medyası” olarak devşirildi. Başta Meltem Medya Grubu gibi her zaman “vatanı, milleti, ülkemizin bağımsızlığını, Mustafa Kemal Atatürk’ü, örf-adet gelenek ve göreneklerimizi, aile yapımızı, Ehl-i Beyt sevgisini, birlik ve beraberliği” yayın politikasının merkezine oturtan Aile Kanalları parmak kadar sayılacak kadar azaldı.

Oluşan ana akım medyası ile bu kez vatandaş devşirilmeye başlandı. Vatandaş öyle bir noktaya geldi ki; elini cebine atıyor beş parasız. Ama akşam televizyonda haberleri izliyor. Ne görsün ülkede her şey güllük gülistanlık. O zaman vatandaş “sorun bende, ben beceremiyorum, baksana ülkenin ekonomi istatistikleri harika” demeye başladı. Bazen farklı düşünceler aklına gelse de ya bunu ifade edecek platform bulamadı ya da kömürle, makarna ile susturuldu. Vatandaşa zaten verilmesi gereken hizmetler paternalist bir yaklaşımla verilince vatandaş bunu bir nimet olarak gördü, adeta katiline aşık olan kişi konumuna geldi.

Alan memnun satan memnun her şey yolunda giderken, bir şeyler ters gitmeye başladı. Ve Türkiye sosyal medya ile tanıştı. Sosyal medya bir anda yayıldıkça yayıldı. Herkes görüşünü direkt topluma iletecek bir platform buldu.

Ve bu medyayı kullanılanlar, ana akım medyası tarafından devşirilememeye başladı. Artık gerçeklere ulaşmak daha kolay oldu.

Şu anda birilerinin “Z kuşağı” ile yaptıkları mücadele bir yaş grubu ile değil, ana akım medyası ile devşirilemeyenlerledir.

Artık mızrak çuvala sığmamaktadır

Sosyal medya yasaklarını gündem etme yerine, bence yapılması gereken “Nerede yanlış yaptım? “ diyerek yöneticilerimizin kendilerini sorgulamalarıdır.

Sosyal medya ile verilen tepki, bir uyarıdır, bir öncül haberdir. Vatandaş, artık toplumda tek beş parasız olanın kendisi olmadığını anlamaya başlamıştır. Paternalist yaklaşımla çok ileri gidemezsiniz artık. Ana akım medyası ile devşirilemeyenler, aslında toplumun sözcüleridir.

Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Vatandaşın derdine derman olunamazsa, bu tepki çığ gibi büyür, tüm toplumu sarar. Ve millet, daha önce birçok iktidarın başına geldiği gibi esas cevabını sandıkta verir.

Vatandaş haksız mı? Birkaç veriyi beraber okuyalım:

   TÜİK’in verilerine göre,

  • Bir önceki yılın nisan ayında %23,4 olarak gerçekleşen genç (15-24 yaş arası) işsizlik oranı, 2019’un Nisan ayında %29,1’e ulaşmış (Tablo 1).

  • 18-24 yaş arasında mutluluk düzeyi, 2016 yılında %65,1 iken 2018’de %55,4’e gerilemiş (Grafik 1).

  • Gençlerin sadece % 48,7’si de elde ettiği kazançtan memnun. Aldığı eğitimden memnun olan gençlerin ise oranı %58,3. Yani büyük bir genç kitle halinden memnun değil (Grafik 2).

Bir üniversitemiz tarafından yapılan bir çalışmanın bakın sonuçları nasıl bildirilmiş:

Z kuşağı diye tanımlanan kesim:

  • Gelecek endişesi yaşıyor.
  • Aile, okul, yakın çevresi ve devletten beklentileri var.
  • Geleceğe dair planları umutsuzluk içeriyor.  

2020 Ocak ayında yayımlanan başka bir gençlik araştırmasının bazı verileri şöyle:

Eğitim ve istihdam durumlarına göre sınıflandırılan, 18-30 yaş aralığındaki gençlerle; üç odak grup görüşmesine dayanan bir araştırma yapılmış. Araştırmaya göre:

  • Gençler ilk fırsatta daha iyi çalışma koşulları ve hayat standartlarının hüküm sürdüğü ülkelerde yaşamak istediklerini söylüyorlar.
  • Siyasetçilere güven duymuyorlar.
  • Yaşadıkları sıkıntıların sorumlusu olarak siyasetçileri görüyorlar.
  • İstihdamda liyakat temelli olmayan kayırmacılığın etkili olduğunu düşünüyorlar.
  • Geleceğe dair belirsizliğin kaygılarını artırdığını belirtiyorlar.
  • Ülkenin geleceğine dair duydukları umutsuzluk ve belirsizlik halinden çıkışı ülkeyi terk etmekte görüyorlar.
  • Ekonomik kaygıların ağırlıkta olduğu gençler ülkenin kötüye gittiğini düşünürken, bu kötü gidişatın ancak kendi akranları tarafından durdurulabileceğine inanıyorlar.

Gelecek kaygısı ve güvensizlik amaçsızlığı doğurur

Eğer bir kişi gelecek kaygısı yaşıyorsa bu kişinin hayat başarısı ve performansı düşer. Gelecek kaygısı, bir noktadan sonra kişiyi amaçsızlığa ve günü birlik yaşamaya iter.

Gençlik bir milletin geleceğidir. Gelecekle ilgili kaygıları olan, dolayısıyla amaçsız bir gençlik tüm toplumun sonunu getirir. Dolayısıyla, ülkemizin geleceği için gençliğimizi kazanmak zorundayız. Gençliğin sorunlarına çözüm bulmak zorundayız.

Gençliğin gelecek kaygısının çözülmesi için neler yapılmalıdır?

Gençliğin en büyük gelecek kaygısının ana sebeplerinden birisi geleceğinin gireceği bir-kaç saatlik sınavlarla belirlenecek olmasıdır. Yaşamın en dinamik çağı olan gençliğin sınav kaygıları içinde boşa harcanması doğru değildir. Gençliğin geleceği sınavlarla belirlenmemelidir. Gençliğin enerjisi ülke geleceği için harcanmalıdır. Her genç kabiliyetlerine göre yönlendirilmeli vatan adına, millet adına kazanılmalıdır. Ülkemizin geleceği olan bu nesilden istifade edilecek projeler geliştirilmelidir.

Üniversite sınavı denen saçma ve bir o kadar da tuzaklarla dolu bir sistem, gençliğin önünde ciddi bir engeldir. Gençlik daha ilköğretim döneminden başlayarak nerede ise yaşam boyu bir sınav maratonuna tabii tutulmaktadır. Sınavdan sınava koşan gençlik, ülke geleceği için esas alması gereken eğitimleri, bilgi ve becerileri alamamaktadır. Ömür boyu girdiği test sınavlarla, sözüm ona hep önüne konulanlardan birini tercih etmek zorunda olan bir homosapiyen olarak yetiştirilmektedir.

İlköğretimde sağlam temellere oturmayan eğitim yüzünden, liseye gelen gençler daha hırçın, daha sorumsuz bir şekilde yetişmekte, alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla karşı karşıya kalmakta, eğitime harcaması gereken zamanlarını boşa harcaması sağlanmaktadır.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma ve Uygulama Merkezi (AMBAUM) polikliğine 01.10.2017-31.10.2017 tarihleri arasında 1 ay süresince başvuran ve en az 3 ay tedaviye devam eden 404 hasta üzerinde yapılmış bir araştırmanın sonuçlarına göre ülkemizde madde bağımlılarının büyük bir çoğunluğunu gençlik oluşturmaktadır. Polikliniğe başvuranların % 57,50’si 25-34 yaş arasında, % 28,30’u 14-24 yaş arasında ( Tablo 2).

   

Gençliği eğer boş bırakır ve amaçsızlığa iterseniz, sonucun başka türlü olmasını bekleyemezsiniz. Madde bağımlılığının artmasında ekonomik sorunlar, işsizlik, aile yapısındaki problemler, gelecek kaygısı ana etmenlerdir.

Hedefini belirlemiş genç beyinler çok şey başarır

Gençliğe hedef belirlerseniz; bu genç beyinler çok şey başarır. Gençliğin hedef belirlemesinde kendine rol model seçeceği kişi ya da kişiler çok önemlidir. Gençlikle, kuşak çatışması deyip çatışma yerine bir ve beraber olunmalıdır. Bizim meslekte, bize bir hasta başvurduğu zaman doğru tedavi için önce doğru teşhis şarttır. Bunun için de hastayı çok iyi dinlemek, sorgulamak ve detaylı muayene etmek gerekir. Gençliğin de sorunlarının çözülmesi için, aynen bizim meslekteki gibi önce teşhis doğru konulmalıdır. Gençlik işlenecek bir madde gibi görülmemelidir. Öncelikle gencin “insan” olduğu unutulmamalıdır. Gençlik özelinde tüm toplumun dertlerine çözüm bulacak kişi ya da kişilerin önce insanı tanıması esastır.

Önce insan

Prof. Dr. Haydar Baş, hayatı boyunca yaptığı tüm işlerde, ortaya koyduğu tüm projelerde “önce insan” diyerek yola çıkmıştır. İnsanı tanımayan bir kişinin insanın derdine derman olması mümkün değildir.

Şimdi bir düşünün, insanın yaşaması için beslenmesi şarttır. Besin almadan yaşamak yaşamla bağdaşmaz. Yenidoğan bir bebek sadece anne sütü ile beslenir, doğumundan 5-6 ay sonra püre, meyve suyu gibi besinler yemek menüsüne eklenir. Çok güzel pişmiş pirzola eti bir çok kişi sever ve zevkle yer. Ama siz pirzolayı yenidoğmuş bir bebeğe zorla vermeye kalkarsanız, bebek boğulur ölür. İnsanın yaşamı boyu beslenirken, bebeklikten yaşlılığa ihtiyacı olan vitamin ve besinler farklıdır. Yaşlı ya da tansiyon, diabet gibi hastalığı olan bir kişinin perhiz yapması, bir sporcu gencin protein ağırlıklı beslenmesi gibi. Yenidoğan bebeği pirzola ile beslemek ne kadar mantıksızsa, insanları ömürleri boyu da anne sütü ile beslemek de mantıksızdır.

İşte her yaşın nasıl farklı beslenme özellikleri varsa, her yaşın kendine bir yaşam tarzı da vardır. Gerekli vitamin ve besinler, her yaşta farklı şekildeki beslenme ürünleri ile sağlanıyorsa, her yaştaki kişi ile de diyalog sağlarken o yaşa uygun hareket etmek zorundasınız. Bu hayatın bir gerçeğidir. Bir ebeveynin gençlik çağındaki evladına “Bana uyacak kardeşim, banana” demesiyle, bebeği pirzola ile beslemeye çalışmanın arasında hiç fark yoktur. İkisi de anlamsızdır.

İşte Prof. Dr. Haydar Baş’ın yaptığı buydu. İnsanlığa verilmesi gereken ana ölçüleri, her yaşa uygun sunmayı çok iyi biliyordu. Çünkü insanı çok iyi tanıyordu. Haydar Hoca, her yaş grubu ile barışıktı. Çocukla çocuk olmayı, büyükle büyük olmayı başarmak diye bir tabir vardır ya, sanki bu laf Haydar Hoca için söylenmişti. Onu 7’den 77’e herkes seviyordu. Her yaş grubunda sevilmek kolay değildir. Bu gönül zenginliği, bilgi zenginliği, feraset, basiret gerektirir. Onun hayatında X,Y,Z ya da İ kuşağı yoktu, insan vardı insan. Ne derdi hep: “ İnsan gönüldür gönül.”

Önce insan yaklaşımının sonuçları neler olur?

İnsanı çok iyi tanıyan Haydar Hocanın Z kuşağına bu yaklaşımının sonuçları bakın neler oldu:

  • Meltem Tv Konuşuyorum Programında topluma ölçü veren bir Z kuşağı ekranlarımızı süslemektedir.
  • Yeni Mesaj Gazetesinde Z kuşağı yazarlar varlıkları ile basın dünyasına renk katmaktadır.
  • Cihan Erdoğanyılmaz ve M. Haydar Akyavuz gibi gençler, Haydar Hocamdan aldıkları ışıkla TÜBİTAK Yarışmalarında projeleriyle zirvede yer almışlardır.
  • Milli ve manevi duruşuyla yıkılmayan tek kale “İcmal Gençliği”
  • Ve son olarak BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş.

BTP MYK’nın tercihi Gençliği siyasette söz sahibi yapmıştır

BTP MYK’sı yaptığı oylama ile aslında Hüseyin Baş’ı genel başkanlığa seçerken, Z kuşağının siyasetin geleceğindeki rolünü görmüş ve tercihini genç bir genel başkandan yana kullanmıştır. Ve Genç Genel Başkan bakınız ilk basın toplantısında ne demiştir:

 “Biz genciz, dinamiğiz, çağdaşız, medeniyet sahibiyiz, tüm kültürümüze, tarihimize, değerlerimize bağlıyız, ciddi bir birikime sahibiz. Dünyanın en genç genel başkanlarından biri olarak ’29 yaşında kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına adıyorum.’ Bu noktada gençlere şunu söylemek istiyorum: Senin bir hayalin var ve o hayali birlikte gerçekleştireceğiz”

 Artık gençlerin limit tanımayan hayallerini anlayacak, gerçekleştirmeleri için onların önünü açacak bir Genel Başkan vardır. Genç Başkan, gençliğin temsilcisi olmuştur. Artık gençlik ümittir, çözümün de adresidir.

BTP Parti Programında Milli Ekonomi Modeli-Sosyal Devlet ve Gençlik

Milli Ekonomi Modelini kaleme alan Prof. Dr. Haydar Baş, gençliğe hep gelecek ve umut gözü ile bakmış, projeleri ile gençliğin geleceği için ümit ışığı olmuştur.

Prof. Dr. Haydar Baş: “Bir milletin geleceği gençlerini toplumun yararına kazanmasına bağlıdır. Gençlerini toplumun yararına, milletin yararına kazanamayan devletlerin ve milletlerin geleceği tehlikededir. Onun için bizim geleceğimiz sizlersiniz.” demektedir. 

Bakınız Milli Ekonomi Modelinin gençlikle ilgili açılımlarından birkaçını burada sıralayalım:

“1- Liseyi bitiren her gencimiz istediği takdirde sınavsız olarak üniversiteye girecektir.

2- Üniversite eğitimini bitiren her kardeşimize mutlaka iş verilecektir.

3- 30 ve üzeri yaşta olan 1 milyona yakın eğitimde kardeşimiz var. Bunları hızlandırılmış eğitime tabi tutarak mezun edeceğiz ve onlara da iş verilecektir.

4- Uzun vadeli faizsiz kredilerle bu kardeşlerimize evlenme kredisi verilerek, yuva kurmaları ve aile sahibi olmaları sağlanacaktır.

5- Yuvasını kuran insanlara uzun vadeli faizsiz kredi konut sahibi olma imkanı sağlanacaktır.

Bu projelerle, gençliğin geleceği adeta devlet baba tarafından güvence altına alınmaktadır. Böylece gençliğin gelecek kaygısı sona erecektir. Gelecek kaygısı sona eren gençlik de kendini, ilme, irfana, ülkenin geleceğini inşa etmeye ayıracaktır.

Haydar Baş Hocamızın ortaya koyduğu modellerle ve yetiştirdiği gençler örnek alınarak;

  • Milli ve dini hassasiyeti olan,
  • Doğru ve sağlam fikirlerle bezenmiş,
  • Geçmişini, tarihini, kültürünü, atasını, dedesini en güzel bir şekilde öğrenmiş bir gençlik yetiştirilebilir.

O zaman sonuç ne olur:

  • Gençlik, geleceği kucaklayacak niteliğe bürünür.
  • İşte bu gençlik hakkında destanlar yazılır, umutlar bağlanır.

Son sözler Haydar Baş Hocamızın kaleme aldığı “Gençliğe Mesaj” şiirinden bir bölüm olsun:

Gel ey zamandan üstün makamları aşan genç;

Cennet senin mekânın, Hak yolunda koşan genç.

Büyük tarih dirilsin senin varlık ülkende,

Kaybolsun gitsin zaman ebediyyen gölgende.

Zaman, mekân seninle hakikate gömülsün,

Tarihine sahip çık, ağlayan yüzler gülsün. 

Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi    

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi