18 Temmuz 2024 Perşembe

İsrail- Filistin Savaşı ve Göç Sorunu

Yaşanılanlar insanlık adına bir facia; bir katliam, bir soykırım söz konusu. Hamas’ın saldırısının gerçekleştiği günden beri olay detaylı bir şekilde ortaya konuyor. Ben anlık olaylardan çok biraz daha global bir bakış açısı getirmek ve gündemin nabzını böyle tutmak istiyorum.

Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, Suriye’de iç savaş olduğunda çok net bir duruş ortaya koymuş ve Esad’ın, İmam Hüseyin’in rolünde olduğunu ifade etmişti. Çünkü Suriye’nin ayakta kalması, birlik beraberliğinin olması; Büyük Ortadoğu Projesi’nde bir üst aşamaya geçilememesinde büyük bir önem arz etmekteydi. Suriye’deki olaylar bir noktaya geldikten sonra projenin başka bir ayağına geçildi. Bunun savunulacak bir tarafı yok. Şu anda Hamas, İsrail’in ekmeğine yağ sürmüştür. Ama bunu İsrail’in ekmeğine yağ sürmek için mi yaptı, yoksa uzun süreden beri yaşadıkları hapis hayatına ‘artık yeter’ anlamında mı yaptı bunu bilmiyoruz. Olayların İsrail’in lehinde geliştiği ortada. Ama biraz daha öte gidersek, aslında bunlar beklenen olaylardı.    

Sınırları Belirleyen Silahlar Değil Kültürlerdir

Bu olayı biraz göç açısından değerlendirmek istiyorum. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, sınırları belirleyen silahlar değil kültürlerdir. Savaşlar, çatışmalar önemlidir; ama sınırları belirleme açısından değil. Sadece, bölge halkının göçünü hızlandırması açısından büyük önem arz ederler.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin yapılanması için bir senaryo var. Biz, sanki sadece bizim ülkelerimizin sınırlarının yeniden yapılanması gibi bakıyoruz. Ancak durum öyle değil. Dünyada şu anda ‘küresel vatandaşlık’ diye bir şey tartışılıyor. Yani sizin geçmişiniz ne olursa olsun, ülkelerin sınırlarının kaldırılması konuşuluyor. Bu anlamda Büyük Ortadoğu Projesi ile Büyük Ortadoğu Devleti dediğimiz o alana tek parça olarak bakılıyor ve buradaki tüm alanın Müslüman’ı, Yahudi’si, Hristiyan’ı, Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Arap’ı ile hepsinin bir hedefe hizmet etmesi amaçlanıyor; bunun alt yapıları hazırlanıyor.

Baktığımız zaman savaşlarla beraber Osmanlı’da esas genişlemenin Bizans topraklarıyla gerçekleştiğini görüyoruz. Osmanlı tarihini incelediğimizde kaynaklar; Osmanlı’nın Bizans kalelerini ele geçirmesinde, Batı Anadolu’daki Müslümanların, Türklerin oluşturduğu nüfus fazlalığına dikkat çekmektedir. Yani, Osmanlı’dan Rumeli’ye göçün büyük bir etkisi olduğu görülmektedir. Mesela İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in, Endülüs’ten zarar gören Yahudileri ve Ermenileri İstanbul’a yerleşmeye davet etmesi, İstanbul’u kozmopolit bir şehir haline getirmesi; bir projenin parçalarıdır.

Büyük Ortadoğu Devleti’nin Yol Taşları mı Düzülüyor?

Sayın Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye Milli İstihbaratı’nın İsrail ile Filistin arasında arabulucu rolüne soyunduğu ifade ediliyor. Bizim İsrail ile son dönemlerde aramız çok iyi, Netanyahu Türkiye’ye gelecekti ya da Erdoğan oraya gidecekti; anlaşmalar yapıldı, kararlar verildi, tarihleri konuşulacaktı. Mısır ile aramız bozuktu, yeni düzeldi. Sürecin baş rolleri ile aramızın iyi olduğu ve Hamas’ın üst düzey yöneticilerinin Türkiye’de olduğu iddialarının olduğu bir dönemde olayların cereyan etmesi de ilginç geliyor bana.

Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımıza düşen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını bıraktığını ilan etmesidir. Ben, bunu yapmadıkça proje kapsamında bölgede akan her kandan ülke olarak sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü bölgede cereyan eden olayların geçmişten günümüze bir noktaya doğru gittiği aşikâr. Olaylar tüm hızı ile bölgede İsrail’in ağırlığının daha çok hissedildiği bir noktaya giderken İsrail’in Filistinlere saldırdığı her dönemde Filistin toprakları üzerindeki işgal alanını daha da genişlettiğini hep birlikte görüyoruz.

Bu duruma kimsenin gerektiği gibi ses çıkaramaması, Filistin halkının da kendi içinde birliği sağlayamaması sonucu bölgedeki ülkelerin her attığı adım Büyük Ortadoğu Projesinin gelişmesine hizmet eder hale gelmiştir. Adeta adım adım, Büyük Ortadoğu Projesi’nin başka bir ifade ile Büyük Ortadoğu Devleti’nin, esas adı ile de Büyük İsrail Devleti’nin kuruluşunun yol taşları döşenmektedir. Büyük Ortadoğu Projesinin ta Karadeniz sahillerine kadar Türkiye’yi de içine aldığını hepimiz biliyoruz. İşte tam bu arabuluculuk yapma niyetinde olduğumuz bir süreçte, Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler Türkiye Hükümetine şöyle bir teklifle gelirse şaşırmam: “Gazze’deki vatan yerle bir oldu ve bunlar yeniden yapılacak, oradaki insanları geçici olarak Türkiye’ye göçmen, mülteci olarak alın.” Zaten bölgeden Filistinlileri uzaklaştırmayı ve bölgede Yahudi yoğunluğunu artırmayı ana düstur edinmiş İsrail’in de ana stratejisi de bu zaten.

Türkiye Göçlerle Yeniden Yapılandırılmaya Çalışılmaktadır

O zaman işte yine bize düşen bir hatırlatma; “Göç stratejileri, ülkelerin geleceklerini direkt etkileyen durumlardır.” Ve BOP kapsamında ülkeler silahlarla, bombalarla saldırılarak yeniden yapılanmaya çalışılırken; Türkiye de acaba göçlerle mi evrilmeye, yeniden yapılandırılmaya çalışılmaktadır. Öyle ya! Göç politikası ile o ülkenin yapısını istediğiniz noktaya getirebiliyorsanız ne gerek var savaşa ne gerek var silaha? Suriyeli, Afgan derken yanlış göç politikalarımızın bize ne kadar pahalıya mal olduğunu an ve an yaşamıyor muyuz? Her nedense Yöneticilerimizin milli bir göç politikası geliştirmemek de ve göç stratejilerini belirlerken ülkemiz merkezli kararlar almamaları manidar değil mi?

Bizden söylemesi. Aman dikkat!

 

Benzer Yazılar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi